21 Ocak 2012, Cumartesi
saat: 15:31


"Sizi yolculuga ceken yolun sonu degil, yolun kendisi de olabilir, belki de sadece gitmeyi seviyorsunuzdur. Kaciyor da olabilirsiniz ya da boyle oldugunu saniyorsunuzdur. Öyledir." Böyle yazıyordu Kerouac, beat manifestosunu yayimladigi kitabi "on the road" da. Simdi o taksiye binerken, Kerouac in yanimda oturmasini isteyebilirdim muhtemelen bana söyleyecegi bir cok sey olabilirdi ama en guzeli ya da melankolik sayilabilecek duzeydeki ilk cumlesi, " Yolculuklar bazen hüzün de verebilir eski dostum hele bu yolculuklar Ankara'ya ise aynı bitmemis bir sarki gibi, dört bir yanini sarar, tekrar bir senfoniye katilmak icin gozlerinin icine bakar." Nitekim, hakli olabilirdi, sonra elini cama koyup sokaklari seyrederdi yanimda.

Bir insan dünya üzerindeki baska bir insanin varligindan, onunla ayni havayi soluyup aynı gökyüzünü paylaştığından haberi bile olmadigi baska bir insana hikayeler yazabilir mi? Evet, sırf o ilham perisini ete kemiğe büründürmek için yazar bu hikayeleri, çünkü bir şehir içinde sevdiğiniz bir kisi olunca yaşamaya başlar ancak. O kitabi ona birakip Tunalidan taksiye bindigimde cakırkeyif bir gelecege doğru gittiğimi biliyordum ve yıllar sonra o bu hikayeyi okudugunda bana soracağı, "Hikaye, daha mutlu bir sonla bitemez miydi?" sorusuna, şöyle yanıt vericektim: "Evet, benim mutlu sonlarım vardi ama hepsi uzaklarda kaldi".

-Tandoğan lütfen

Elimden gelse yani yaşadigim o anin bir hikaye oldugunu hissedebilsem, ellerim bu kadar üşümese onun yoklugunda şöyle söyleyebilirdim ihtiyar taksiciye,
- Uzaklaşan o hayali takip edebilirmisiniz.

Aksam oluyor, şehir karanlığa bürünüyor, kışın ortasında usul usul yağan bir karla yaptığım bir tren yolculugu gibiydi o anlar, birer birer ışıkları yanan o evler gökyüzündeki yıldızlar gibiydi, onun gözyaslarindan uzaklasirken acaba diyordum, acaba kac tane sigara sonra bana gelicek, yalnızsaniz hele de gri sokaklariyla insana ruzgarsiz bir sonbahari hissettiren, Ankaradaysaniz, kolunuzdaki saat, iskence ve ıstırap veren bir alete dönüşebilir, zamanında Hazalın, " Oscar wilde'ın dediği gibi Çaglar, Sanat, Yaşamın bir yansıması degildir, tam tersine Yaşam, Sanatin bir yansimasi olabilir yalnizca" ve gözyaşları içinde bir kafede bana söyleyecegi "Bir umudun peşinden gidebilirsin bu yol sana çok cezbedici gelebilir sadece kendini filmlerin ve masallarin mutlu sonlarindan arindirmak gerekicek, zorlu bir yol biliyorum ama Aşkla öğreniyor insan kendini, Çağlar, dünyasını, acılarını ve hayallerini". Onun bana anlattıklarından başka bir hikaye çıkartabilirdim, aynı Zola'nın Nanasi gibi bir hikaye. Yarım kalmis sadece insanin kendi acilariyla okunabilecek, denense bile baskalarina anlatilamayacak bir hikaye.

Oguz Atay'ın Olrice söyledikleri aklıma geliyor, o takside.
Aşk dediğim benden doğandı, gidişimin en büyük nedeni Uzaklarına çekilip… uzaklarından bakmak,seni yeniden doğurmaktı, Kim bilirdi ki gitmeye karar verenin, gitmek için hangi sözün ardına gizlendiğini? Dönmek için elbet gitmek gerekir ama sen fazla açıldın kıyından, Çek kürekleri olric, çek kürekleri.biliyorsun ki ne kadar çeksen asla kıyılara ulaşamayacağız....

Bu yazılanlar su an hissettiklerimin yansimasidir. Gölgesizligimin ve yalnizligimi 5 gecen gec kalmis bir otobusun siren sesi olabilir sadece, kiyilardan ne kadar da uzaklasmistim ve Aşk sadece onun gözyaşlarından doğmuştu, ıstıraplı ve şefkatli bir anne gibi. Oysa kimse bilmiyordu birbirlerinin acılarını, körler gibi geziniyorlardı uzaklarda, birbirlerine carpinca anlayabiliyorlardi varliklarini diger insanların yalnızca.

Hic, herseye yabanci oldugunuz bir an oldu mu? Uyandiginizda cevrenizde olan herseye aynadaki kendinize bile, ayaklariniza sarilan sonbahar yapraklarina, yalnızlığın başkenti oldugunuz için olabilir miydi ya da söyleyeceginiz bir cok seyiniz varken, kalbinizden damarlariiza giden sicak kanin sebep oldugu o hisle, konusamadiginizi, o sabah hic birseye tutunamayşınızı, anne bile diyemeşinizi.

Tandogan' a yaklaşiyoruz. Ezginin dogum gununun yapilacagi o kafeye yaklasiyorum, yüzüm düzeldi, kullandigim haplari birakmam gerekicek, zira kalbim yine sıkışmaya başladı. İceri giriyorum, merve yanima geliyor,

-Abi nerde kaldin?,
- Yok bir kac kitaba baktim sadece o kadar bir de kahve içtim
- Neyse, birazdan canlı muzik baslicak.
- Ben bara dogru gidiyim, birseyler icerim sonra yaniniza gelirim olur mu?
- Ama gel lütfen, Ezgi seni sordu kaç kere.
- Tamam merak etme
- Abi, iyi olduguna eminmisin gercekten?
- İyiyim, sen eglenmene bak
- Merve
- Efendim abi
- Seni Seviyorum
Merve bana sariliyor, icimdeki istirabi alir gibi deniyor.
Bara dogru yaklasiyorum. Alkolsuz bir icki soyluyorum kendime. İcmeye basliyorum, hava durumuna takiliyor gozlerim, Ankaraya kar geliyor. O bardagi elimde tutarken birden Hemingway'in söyledikleri aklıma geliyor, insan bir bar tezgahi onunde bütün kişiligiyle ayakta kalamaz, korkuyordu insan, ama aslinda bu korku da degildi, bu bir hiclikti, insan da bir hicti aslinda, herseyin bir nada, pues nada, nada pues nada oldugu gercekti bir bakıma.

Canli muzigi yapan grubun solisti yanima oturuyor, bir icki söylüyor, rica ediyorum ondan, arkadasimin bugun dogum gunu oldugunu ve bir sarki soylememin sorun olup olmayacagini soruyorum.
- Lutfen buyrun diyor.
Sahneye cikiyorum, gitarin akorunu yapiyorum, sessiz sessiz ama sonsuzlukla buyuyecek bir andi, mikrofona dogru egiliyorum ve basliyorum sarkiya,

"Elbet bir gun yollar caresizce tükenip son bulacak
Zaman işte yeniden başlamış olacak
İnanirim kalbim onunla sonsuza dek Yasayacak
Kaybolup gidecek mazi de birlikte"

- Ezgicim dogum gunun kutlu olsun.

Alkisliyorlar, yuzumde bir gulumse var ama sadece ben biliyorum bu sarkiyi kime soyledigimi, otobuste bir kadinla gozgoze gelen bir erkekten biraz daha sansliydim aslina bakarsaniz, en azindan ona o kitabi birakarak, unutamayacagi bir an vermistim.

Ezgi:
- Teşekkur ederim Caglar, nasilsin, herşey yolunda mi?
- Hersey yolunda tesekkur ederim, dogum gunun kutlu olsun tekrar
- Ee senin yaninda kimseyi goremeyecekmiyiz?
- Aslinda yeni bir iliskiden ciktim, beni sokaklarda aglatan bir iliskiden
- Neden oldu peki?
- Hayat
- Anliyorum, simdi birazdan bir arkadasim daha gelicek daha sonra hep beraber Kahve Dunyasina gideriz olur mu?
- Canim, bugun senin dogum gunun tabiki sen nasil istersen oyle olacak.
- Tesekkur ederim. Kagan, cok selam soyledi bu arada sana, Toplantisi var onun da katilamayacak, şehir dışında.
- Cok selam soyle sen de. Keske burda olsaydi beraber soylerdik sarkiyi.
Tekrar bara gectim, oyle yagan kari seyrediyorum ve diyorum ki, hic mi anlasamadigim bozustugum bir insan olamaz hayatimda, ariyorum ama bulamiyorum ve sonra sebebini buluyorum, aslinda hersey, yaşamı sevmekte saklı, herşeyden uzaklaşıp sadece yaşamı sevmek.
Arkadan tekrar ezginin sesini duyuyorum,
- Caglar, hadi arkadasim geldi gidiyoruz,
Arkami donuyorum ve o karşımda, oyle bana bakiyor, gulumseyerek, sevinsemmi, şaşırsammi bilemiyorum, yanlarina gidiyorum,
Ezgi,
- Hilal, Caglar, Caglar, Hilal.
Ardarda söylenince, unutulmaz bir armoni gibi geliyordu kulagima aslinda, hafif bir keman sesi, ruzgarli ve soguk bir hava gibi.
Memnun oldum diyebiliyorum sadece,
Herkes o kafeden cikarken, o karsimda dikiliyor, gozlerimin icine bakiyor,
- Gozundeki partiküller.. Kitaba, adini yazmayi ve tarihi atmayi unutmussun..
- Ben... Bilmiy...
- Beni bekledin..
- Anlamadim,
- Ellerini isitmami istermisin?
- Neden?
- Dün rüyamda bütün gece gitar çaldın..

Not: Bu gunceyi yazarken, hatta guncenin baslarinda, Oguz Ataydan bahsederken, Kayseri Forum da oturdugum kafenin tepesinden sular akmaya başladı, herkes şaşırmıştı, bir cafenin benim anlattiklarimdan dolayi aglamasi mumkun olamaz mi?
Pekala olabilir.


istanbul
hosting