|
22 Ocak 2012, Pazar
saat: 03:16
bir kitap okumuştum geçtiğimiz yaz. bir kaç gencin hayatından bahsediyordu. içlerinden bir tanesine hayrandım. tisörtlerini kendisi tasarlıyordu, uzun boylu, beyaz tenli, hafif kaslı, akıllı ve yatakda da çok iyiydi. yattığı tüm kızlar ona hayran oluyor ve aşık olup peşini bırakmıyordu. beş kuruşu olmayan diğer 3 arkadaşı ile amaçsız yaşayan bir gençdi. aslında güzle bir hayatı, ailesi ve parası da vardı. çok insanın isteyeceği kariyeri de yapabilirdi. vazgeçti. amaçsız olmayı seçmişti. kitabın ortlarında avukat bi hatun çıkageliyor, sevişiyorlar. kıskanıyoru tabi ki. ama sonra vazgeçiyordum. ondan değil, kıskanmaktan.. onun için aşk yoktu, umrumda da değildi. bir dakika sonrasını düşünmeden yaşıyordu o. o an ne varsa onun tadını çıkarıyordu. sesini hiç duymamış olabilirm ama yalıkavakta dalgaların ayağıma kadar geldiği şezlogda şemsiyenin gölgesinin artık üzerimde olmadığı bir zamanda okumuştum onun etkiliyici bir sesi olduğunu, arkada çalan müziğin dalgaların sesine karışması ve güneşin artık tenimi kızartmak yerine dokunuyor gibi hissettiğim bir zamanda, bir ses vardı kulağıma fısıldıyordu, ne dediği pek anlaşılmıyordu ama son cümle çok netti, hadi yüzelim.. kitabı bırakmak istememiştim, bir ona birde denize baktım. gözümde böyle güzel batamazdı güneş, sanki denizi ikiye bölüyordu, kırmızının bittiği yerde pembeleşen hatta yer yer moraran az biraz bulutun altında bir iki üç ve dördüncü adımla beraber suya bıraktım kendimi, öyle güzel dokunuyordu ki sanki elleri hem çok hızlu hm de çok nazikti. yumuşacıktı, muhteşem hissediyordum. ilk kez bu kadar ileri gitmiştim, biraz sonra ayağımın altında göreceğim koca yosunlara, otlara aldırmadan. nefesimin tükendiği yerde ters dönüp güneşle denizin arasında kaldığımda gözlerimi kapadım. sesi yine kulakarımdaydı. harikasın. dakikalarca sürdü, artık güneş çoğunu alıp gitmişken geri döndüm. sonuna kadar bi çırpıda okudum. biliyordum ben onu bi kere, bi kere daha okuyacaktım.. hatta yetmeyecek o bölümü yüzlerce kez okuyacaktım. ağlamıştımda sonunda ama gözyaşlarımı ben bile görmedim, damağımdaki acı yetmişti ağlamış kadar olduğumu anlamama. hayır ölmedi, kaldırımın kenarında oturmuş onu götürmek isteyen polisleri iterek çıplak bedenine kendi kanı ile tişört yazıyordu o nazik parmakları ile. onu öylece bıraktım. öylece bıraktım. haftalık izinlerde ve nerdeyse her fırsatta sahilde o vardı elimde aynı şezlong, aynı atmosfer ve biz.. 3 ay böyle sürdü, ona hiç ihanet etmedim. son haftaya kadar. kanlı canlı bir çok insan vardı, hatta tahmin ettiğinden de çok. 15 günde 500 yüz iki gün izin günü çıkarmak lazım çünkü o iki gün sadece onun yüzü, onun eli ve onun sesi vardı.. ona çok benzeyen biri vardı, ama sadece sesi andıyordu, türkçeyi zar zor konuşuyordu bu adam. tatilini beni için iki hafta daha uzatmıştı. bir daha beni görememe ihtimalni düşünmştü, sinirlenince çok güzel oluyorsun derdi. cidden öyle miydi ki, yoksa götünden mi uyduruyordu. her neyse facemi bulmuş, mesaj atıyor, iyi misin diye soruyor. ama her gün o da diğer ikisi gibi iyi geceler demeden uyumuyor. muğlaya geri döndüğümde ilk işim onu tekrar yaratmak olacak. bu sefer yarattığım adama benzeyen biri olmayacak, bu sefer kaybettiğim adamın yerini alacak o.. dün kaybettim. acım taze, bi kaç bedduada da ettim ama =) böyle olacağını eb baştan biliyordum. sadece ne kadar uzatabilirsem o kadar gideceğini biliyordum. mutluydum çünkü çok, o da farkındaydı benim mutlu olduğumun ama kendi mutluluğu feda edeemezdi benim yüzümden. artık gidecekti bunu da anlamıştım. gitme de demedim bu sefer. terk edilmiş sayılmam aslında. şu aralar büyük ihtimalle aldatılıyor gibi bişeyim heralde =) gibisi yok aslında kaçıncıya dönüyor acabası var. aklına gelmediysem ben de ibneyim. saat 02.02 de düşündüm bunu ilk bir de şu an 03.03 | ||
|
|
||