|
29 Ocak 2012, Pazar
saat: 03:53
Yalnızlık. İçi ne kadar boş gibi duran bir kelime oysa o kadar çok şey yazılıyor ki hakkında. TDK dan üşenmedim açtım baktım 1. isim Yalnız olma durumu, kimsesizlik 2. Kimse bulunmama durumu, ıssızlık, tenhalık İki anlam yüklemişler hoş iki side aynı kapıya çıkıyor. Daha cümlelerime nokta koymadan kendimle çeliştim yine. Önce içi boş ne demek dedim kendi kendime, sonra üşendim yazmama takıldım. İnternetten açıp bakmak 30 saniyeni bile almazken üşenmediğine mi övünüyorsun birde dedim. Kafamda yine çok seslilik hakim. Ne kelimeleri tutabiliyorum ne de harfleri. Gerçek yazmak istediğim neydi onu bile unuttum. Yalnızlıktı konu. Kendimi yalnız hissettiğim anlar. Çok korkunçtur birinin yokluğunu hissetmek, yalnız olmak değildir yani. Etrafında bir dolu insan vardır ama 'O' yoktur. Gerçek yalnızlık hissi o olsa gerek. Çok özlemek, alışkanlıkla her zaman olduğu yere bakmak ve boşlukla karşılaşmak... Vefat eden dedemin yerinin hiç dolmaması gibi. Bir şehre gitmek zorunda kalırsın, işsizsen ve arayış içindeysen sınavlar, başvurular falan için. Büyümüşsündür tek başına giderdin tanımadığım bu şehirlere işte o kalabalık caddelerde tanıdık tek bir suret yoktur. İstediğin gibi göz gezdirirsin etrafına, gözlerinden yaşlar akar, şarkı söylersin, kimse dönüp ne yapıyorsun demez. Yalnızsındır. Büyümek, aşık olmak, birine güvenebileceğini düşünmek, ölmek... Bunlar belki de yalnızlığı hissetmek, varlığını kabul etmek. Ben en çok yolda yürürken yalnız olmayı severim içimden konuşur konuşur dururum, belki de dışımdan da konuşuyorumdur. Bilmiyorum. En fazla deli derler. Kim ne kadar akıllı ki derim bende? Bisiklet sürmeyi çok severdim eskiden. Şimdi sevip sevmediğimi bile bilmiyorum. Uzun süredir hiç bisiklet sürmedim. Bisiklet üzerindeyken yalnız olmak bir başkadır, rüzgarın sadece sana değdiğini farz edersin. Kaldı ki öyledir de, o anda senin hızınla sadece sana dokunur... Bir de salıncakta sallanmayı severim. Saatlerce hiç sıkılmadan sallana biliyorum. Allah tan ne kadar kilo alsam da, çocuklar için yapılmış salıncaklara sığmayacak kadar genişlemedim hiç. (Aslında uzun süredir de binmedim galiba ama neyse.) Onun yalnızlığı bir başkadır, kendi kendine bırakır seni, süzersin kendini, hafiflersin... 'Kalabalıklar için de yalnız kaldın mı?' sorusu vardır bir de. İlk duyduğun zaman çok afili bir şey zannedersin. Sonra anlarsın öyle çok da özenilecek bir şey olmadığını ama geç olmuştur, tanıyorsundur artık kalabalık için deki bu hissi. Herkes olsa da yanında 'o şarkıyı' dinlerken onun gözlerini arar gözlerin ya da yapılan aptalca bir konuşmada geçen bir kelime senin için çok özel bir anın nişanıdır ve o anın öznesinden başka herkes yanındadır olmayan herkese de ulaşa biliyorsundur bir şekilde, ama özne yasaktır. Kalabalığın ortasında yalnız-yalın kalırsın, üşüdüğünü hissedersin... Yalnızlığı çok becerebilen biri olmadım küçüklüğümden beri. Hep ben ve benimkiler vardı kafamda öyle sohbet muhabbet yaşadım sadece küçük bir ara benimkilerden fazla değer verdim birine o zaman çok bocaladım. Bu yüzden pek bilmem yalnızlık nedir. Dilim döndüğünce döktüm öyle bir şeyler. Kocaman ailem oldu hep yanımda, büyüklükleri tarif edilemez arkadaşlarım. Gerçek anlamda neredeyse hiç yalnız kalmıyorum. Bunun için şükretmeliyim ki ediyorum. Kaldı ki bu yazı yalnızken yazıldı oda da şuanda tek başımayım fakat biliyorum, çığlık attığımda duyacak birileri hep oldu. Ve ne yazık ki(!) yalnız değiliz hiç birimiz. Sadece bazılarımız çığlığımızı duyuramıyoruz veya duyurmak istemiyoruz. Veya çocukça bir bencillikle fark edilmek istiyoruz. Veya gerçekten kime bağıracağımızdan emin değiliz... Not: Bu günlerde hastalıklardan bahsedecektim sana. Aklımda öyle bir yazı düşünüp duruyordum ama bu gecenin konusu yalnızlıktı tv de oradan esinlenip döküldüm işte bunları. Açıkçası yazamayacağım o yazıyı da galiba. Neyse çok sık dökülür oldum yine sana. (Bu 'yine' de bu yazıda 'şey' gibi oldu, her boşluğu doldurdu.) Çok geç olmuş, çok konuşur oldum bu günlerde yine...Yine, yine oldu. | ||
|
|
||