|
01 Şubat 2012, Çarşamba
saat: 12:03
-Kedi Beslemek İsteyene Gerçekçi Kılavuz- Kediler açık ara en sevimli evcil hayvan bence. Ayrıca bir hayvana ev vermek, bir canlıyı yaşatmak dünyanın en güzel yürekli eylemlerinden biri. İnsan olmayan bir yaratığın can yoldaşlığı bambaşka bir iç sıcaklığı veriyor. Ama her hayvana "can, bebek" diyen, "öldü" diyemeyip "melek oldu" tabirini kullanan aşırı duygusal hayvanseverlerin iddiasının aksine, "tek ihtiyaçları biraz sevgi" değil. Kedi, bakması en kolay ev hayvanlarından olmasına rağmen, ona bakmak bile hayatınızı altüst edecek. "Ay ne sevimli" diye aldığınız hayvancağızı "Bakamıyorum" diye sokağa atmamak için (sen kediye rahat evinde bakamıyorsan oncağız kendine sokaklarda nasıl baksın dingil?) işe doğru beklentilerle başlamak lazım: -Evinizde ya ikinci, küçük bir tuvalet olsun ya da kedi boku ve sidiği kokusuna alışın. Kedi temiz bir hayvan ama boku ve sidiği değil. Geleni gideni kendinizden tiksindirmemek için tütsüyle, evdeki kötü kokuyu gideren (yerine güzel koku koyan değil, gideren) malzemelerle iyice kaynaşın. Erkek kediler tüm erkek memeliler gibi dişi kedilerden daha kötü kokuyor ve daha pasaklı. -Yıllar içinde hafiflemiş bir hayvan-toz alerjiniz varsa, doktorunuza söyleyin size uyku yapmayan hafif bir alerji ilacı yazsın. Çünkü yine tepecek. Kediden değilse o kumunu kullanırken ya da siz kumu temizlerken yayılan silika tozundan tepecek (evet, bokları kürekle ayıklayıp atmanız gerekiyor. En kolay yolu klozete atıp sifonu çekmek). Zaten alerjiniz varsa güç sizinle olsun. Size de yazık valla. -İnternette gördükleriniz öyle olmayabilir ama, kedi son derece laftan anlamaz, umarsız ve asosyal bir hayvan. Yani hiçe yakın eğitilebiliyor, köpeklerin vb. aksine yaptığı bir şeye tepki verdiğinizi anlayamıyor ve kendi yaşamını sizinkine uydurarak, bağlayarak değil, sadece sizinle aynı yerde yaşıyor. Eninde sonunda sabrınızı taşıracak ve ya bağıracaksınız, ya kafasına bir şey atacaksınız, ya da vuracaksınız. Kediler üstünden 1-2 dakika geçince ne yaptıklarını unutup aradaki bağlantıyı kuramadıkları için, dayakla ve öfkeyle terbiye etmeniz yanlış. Ama yine aynı sebepten onu korkuttuğunuzu da unutuyor. Yani çileden çıkıp kıçına bir şaplak atarsanız vicdan azabından ölmenize gerek yok. (Eğitmenin "tavsiye edilen, şiddet içermeyen" yollarından olan suratına su sıkmayı denerseniz, aslında çok daha zalimce olduğunu göreceksiniz bu arada). -"Bir maması bir kumu bir suyu var, ne olacak ki" diye kedi işine girerseniz yanılırsınız. Hayvana sıkıntısız ve sağlıklı bir hayat yaşatmak için düzgün harcama yapmanız lazım. Mesela kiloyla alınıp sokak kedilerine verilen o vicdan rahatlatma mamalarıyla beslemeye kalkarsanız gerekli besini alamaz, anlamsız kilo alır ve ömrü kısalır. Dışarıdan çok elit, çok janjanlı görünen hayvan hastanelerinde kısırlaştırma gibi basit bir işlemden enfeksiyon kapıp haftalarca sürünebilir ya da ölebilir, vb. -"Mamasını suyunu bırakır çıkarım, ertesi gün gelirim, nasolsa kendi takılıyor" diye kedi işine girerseniz yanılırsınız. Beyinsiz ve asosyal olabilir ama çok uzun süre tek başına kalırsa yalnızlık çekiyor normal olarak. Ayrıca bir şey devirip, bir yere sıkışıp altında kalarak yaralanma, aniden hastalanma vb. gibi bin türlü şey gelebilir başına. Spontan plan yaparak gece aniden evde kalmamaya karar vermeyi, birkaç gün sağa sola tatile kaçmayı falan da unutun. -Bazı arkadaşlarınız bundan sonra kedi bakıcılarınız olacak ve onlara karşı hep yüzünüz eğik olacak, alışın. -Bazen kedinize bakacak kimseyi bulamayacaksınız. Bakabileceğini çok iyi bildiğiniz halde "Çok isterim ama..." diye yapmacık yapmacık üzülerek lafa girip bahane üretenler olacak. Tanıdıklarınızın bir kısmına gıcık olmaya başlayacaksınız. Alışın. -Kedinizi bırakacak yer ya da arada evinize uğrayıp besleyecek biri bulamazsanız mecburen veterinere bırakacaksınız. Hiç tanımadığı bir yerde, tanımadığı bir sürü hayvanın arasında, çoğunlukla kafeste oturarak (sırayla çıkarıp gezdiriyorlar genellikle) günler geçirecek. Özleyeceksiniz, merak edeceksiniz ve bir de üstüne para vereceksiniz. Alışın. -Ya hayvanların üreme hakkını kendi keyfimiz için ellerinden almanın vicdan azabını (kısırlaştırma), ya her yıl evde yetişmiş, sokak için donanımlı olmayan bir sürü kediyi sokağa salmanın vicdan azabını (çiftleşmesine izin verip yavrulara bahçede bakma ve mahalleye dağılmalarına izin verme), ya da her yıl tüm yavrulara yuva bulmaya çalışmanın stresini çekeceksiniz, birini şimdiden seçin. -Şimdiye kadarkilerin hemen hemen hepsi tüm memeli ev hayvanları için, bir çoğu da kuş, balık, su kaplumbağası gibi daha küçük ev hayvanları için geçerli, aklınızda bulunsun. -Arkadaşınızın balığının, kuşunun, hamsterının vb. bir hafta sonra evine dönecek olması, kedinizin ona saldırmayacağı/oynamaya çalışmayacağı ve o arada kaza eseri ya da bilerek öldürmeyeceği anlamına gelmiyor. -Siz uyumak isterken canlanıp kafanıza çıktıklarını, sonunda uyumaya razı olunca ağzınıza yattıklarını, sevmek istediğinizde tırmaladıklarını; çalışmak, internete girmek, oyun oynamak vb. istediğinizde monitörün önüne, klavyenin üstüne yattıklarını, örtüleri çekmek ve üstlerine sıçramak suretiyle masada, sehpada, rafta duran her şeyi kırabildiklerini, çöp torbası ve giysi parçalayabildiklerini, külotlu çorapları mutlaka kaçırdıklarını herhalde şimdiye kadar öğrenmişsinizdir. Kedi bakmak sadece mırlayarak kucağınıza geldikleri anlardan ibaret değil özetle. Bu yükümlülüklerin altına giremeyeceğinizi düşünüyorsanız içinizdeki hayvan sevgisini, zamanınızı ve paranızı barınak ve sokak hayvanları gibi gerçekten yardıma muhtaç hayvanların bakımına yönlendirebilirsiniz. Ya da arkadaşlarınızın kedilerini misafir ederek hem kedi hevesinizi giderir, hem arkadaşınızın hayatını kolaylaştırır, hem de hayvancağızı bilmemkaç gün ya da hafta veterinerde kafeste beklemenin stresinden kurtarırsınız. | ||
|
|
||