|
02 Şubat 2012, Perşembe
saat: 21:18
edepsizlik; yazmak için bulaşıkları yıkamam gerekiyordu, tabi o sırada düşünmem. meriç geldi, sanki yıllar olmuş gibi özledim. sarıldım. siparişlerimi yaptırmış annesine, geçmedi boğazımdan. bulaşıklara geçtim bi sandalye aldı oturdu, gitar çaldı. ben söyledim. hem dinledim hem söyledim. unutmadım tabiki düşündüm de. gelelim konumuza, içimize işleyen ve farkına varmadan da derinlere inen edepsizlik.. yıllar önce biz ilkokul çocukalarıyken mahalleden arkadaşlarla ki öyle çoktuk ki 88liler ve 86lılar arası toplam 17 kişi, kızlı erkekli. tabi o zamanlar anne babalr gece yarılarına kadar sokaklarda olmamıza kızmaz, hatta anahtarları paspasların altlarına koyar uyurlardı. murat, çağatay, ümit, erhan, funda ve benden çıkardı bütün cin fikirler. bir gün dar bi sokakda olan bizimde genelde toplandığımız ateş yakıp çiğdem çitlediğimiz eve biri taşındı. bir kadın. çok güzel bir kadın, daha göğüslerimiz yeni yeni büyürken bizim dekolteden gözüken bile hayran bırakmıştı hepimizi, arada bizimle otururdu geceleri, büyüklerin hikayesini anlatırdı. akıllı olun çocuklar derdi. sonra içeri gider, hadi sizde artık başka yerde oynayın derdi. zillere basar, açık camlardan içeri, kedi atardık. atardık dediğimize bakma bırakırdık. kedileri severdik hepimiz. hatta bir kaçımızın da vardı. zillere basardık, erik çalar, ayşe ninenin çiçekleri kökler, erhanların evinin karşısındaki boş arsaya diker, güzel bi bahçe yapmayı denerdik. sırdan giden günlere hep yeni heyecanlar arardık, özellikle okullar kapandıktan sonra, hoş o kadın büyük değişiklikti, bizle saatlerce muhabbet ediyordu, bize büyüklerin hikayesini anlatıyordu, edepsizlik derdi ara ara da bilmezdim ki anlamını ama güzel bir şey olmadığını benim gibi diğerleri de bilirdi. bizi dağıttıktan sonra genelde üst sokakta bi araba durur ve içinden 3 4 adam inerdi. 2 3 saat sonrada giderlerdi. erhan akrabaları derdi, ümit arkadasları, çağatay yorum yapmaz izlerdi, murat son noktayı koymuştu o gece, babam orospu o kadın dedi. bi an sustuk, aradığımız heyecanı bulmşutuk. evet bu olacaktı, bizim yeni olayımız "orospuluk".. hiç unutmam, biliyorum ki diğerleri de unutmamıştır, bir gün bize nasıl kötü olunacağını anlattı, babası ölmüş, köyde annesi ve bi küçük kız kardeşi ile öylece kalmışlar ve dedikodulardan sıkılan annesi, çirkin ve çok kötü bir adamla evlenmiş. hepsini dövermiş, para getirirmiş eve ama kızları okula göndermezmiş, zengin birini bulsakta versek seni dermiş bizim güzel ablamıza. korkmuş, evden kaçmış, çok uzağa gidememiş. izmirde bulmuş kendini, bi pavyonda, bulaşık yıkatmışlar önce, sonra da; sonrası malum işte. ağladı da, erhanda ağladı, onunda babası ölmüştü. yanında benle ümit vardı sarıldı bize. ağladı. hadi gidin artık dedi. köşede oturduk hepimiz ve bekliyorduk gelsin o araba diye, geldi. dört tane birbirinden çirkin adam indi içinden. araba aynı arabaydı, büyük ihtimalle bir adam da hep aynıydı, diğerlerini getiren. bütün tekerleklerini evlerden çaldığımız ekmek bıçakları ile kestik. bütün boyasını kazıdık, hatta içine girdi muratla erhan koltuklari falan deldi deştiler, toplamda hepsi 20 dakika faaln sürdü. adamlar çıktı. arabayı gördüler, bir tanesi küfür etti falan taksi çağırdılar ve gittiler. ertesi günü erkenden arabayıda aldırmışlar. yoktu. evet en güzel kısmı mı demeliyim yoksa en kötü mü? araba yine geldi biz güzel ablayı hiç görmedik ama o gün. araba tam muratlarla bizim evin ortasına denk gelecek şekilde koyulmuştu. başka bir araba ama camdan baktığımda yine oraya gidiyorlardı. bir kaçımızı topladım. konuştuk da, napabilirdik ki.. hiç. muratın babası tabi rahatsız oldu adamlara da dedi arabanızı bi daha buraya koymayın çoluğumuz, çocuğumuz var bizim. peki dediler. bizimde o sokağa girmemiz, o güzel abla ile konuşmamız yasaktı. sokağımızın köşesindeki sokak lambasının altına oturmuştuk 3 5 kişiydik. oyun oynayasımız da yoktu, saklambaç mı o da ne çocuk muyuz biz? o sıralarda hepimiz başka dünyalara dalmak üzerindeyken, bi çığlık arkasından bir tane daha, yeri göğü deliyordu. nasıl bir acıya karşılık geliyordu bu ses, içlerimiz acıdı. kalktık gittik. kapının önünde yarı çıplak tek başına her yeri kan içinde yatıyordu, murat eve koştu, hemen geldi uzun bi etekle tişört getirmişti. giydirdik, gidin diyordu. polis geldi o ara ambulans istediler, murat ellerine baktı. çok fazla kan vardı. bıçaklamışlar, kanıyordu. gidin diyordu bizede durmadan polisler bi ona bir de bizi baktı. ayşe nine çıktı geldi sadece, onun dışında hiç kimse bakmaya bile gelmedi. ayşe nine cebinden çıkardığı mendili birde başındaki bağlamasını yara bastı bağladı. edepsizler dedi. ah kızım dedi. ağladı ayşe nine, bizde ağladık. ilkollu çocuklardık biz mahallenin çocuklari sadece. güzel abla elini uzattı bi elini muratla ben diğer elini fundayla çağatay tuttu. ayşe ninede başını tutuyordu. ambulans geldi aldı gitti. ayşe nine de suratsız yıllardır tek başına yaşayan, çocuk ve gürültülerini sevmeyen huysuz bir nineydi. sakın gitmeyin yarın hastaye dedi, gidecektik ama adını bile bilmiyorduk ki. ne diyecektik. gittik anlattık, biri bile dikkate almaz mı almadı. ayşe nine çağırdı bi gün bizi, biz yine başka dünyalara dalmıştık. o sokak lambasının altında.. üzülmeyin artık, o çok mutlu şimdi. sizi izleyip üzülmesin dedi.. ayşe ninenin numarasini almıştı polisler aramışlar. ölmüş. yaralardan değil ama intihar etmiş de ölmüş. artık yeni büyük hikayeleri, huysuz ayşe nine anlatıyordu. edepsiz, namussuz olmayın da ne olursanız olun derdi. sonra bize limonata yapardı. içerdik. sonra boş günlerimizde, ne zaman bi sokak lambası görsek durup bakar derdik. edepsiz, namussuz, adi olmak yok.. biz güzel insanlar olacak, bir orospu da olsa yarasını saracak, lafını dinleyecektik. ** bu eskilerden yarın bir günde bugünlerden bahsederim.. | ||
|
|
||