08 Şubat 2012, Çarşamba
saat: 01:52


"Madam Rosa'yı ilk gördüğümde üç yaşımda olmalıydım. Daha önce bellek diye bir şey olmaz, bilgisizlik içinde yaşar insan. Bilgisizliğim üç ya da dört yaşımda son buldu, bazen özlemini çektiğim oluyor." emile ajar, onca yoksulluk varken, sf.1, agora kitaplığı, 2008

bazı insanlar diğerleri gibi bir seferde ölmezler. onların bir parçaları onlardan önce ölüverir. elden bir şey gelmez. o parçalarını gömerler ve yaşamaya devam ederler. fakat o gömdükleri parçayla birlikte garip bir imtiyaza da nail olurlar. o andan itibaren onlar artık her iki dünyada da soluk alıp soluk vermeye başlarlar. fakat yine de onların bu iki dünyalı varoluşlarını ele veren solukları değildir. belki bir nebze daha sık ve heyecanlı soluk alıp vermeleri de onları eleverebilir. fakat onların asıl mühürlenmiş yerleri gözleridir. deli deli bakan, bakmaktan çok taciz edercesine delen gözleri. deli gözleri.

uzak tepeden gerçek bir mahşer alanına dönmüş mezarlığı izliyor.

bir sel gibi insan akıyor. izlediği manzarada gerçeklikten sıyrılmış, gerçekliği aşan bir yan var. gökyüzündeki renklerden, havanın sıcaklığına kadar bütün detaylarda aynı sıyrılmış ve aşmış hal mevcut.

ağıtların ıslıkvari sesi yer yer kulaklarına ulaşıyor. içlerinden seçebildiği kelimeleri ayıklıyor. ölümü düşünüyor. tepeden aşağı yavaşça bırakıyor ayaklarını. mezarlığa doğru yola koyuluyor. 'son görev' diye mırıldanıyor.

kalabalığa yaklaştıkça ağlamalar, ağıtlar, feryatlar iyice sesini artırıyor. bütün bunları çok tanıdık buluyor. açılmış mezara doğru yaklaşırken, insanların elden ele dolaştırdığı genç kız çocuğunu farkediyor. onu farketmesiyle her şeyin paramparça olması bir oluyor. bütün bu bilindik seremoni birden bire yerini koca bir yıkıma bırakıyor. kızın söylediklerini duyuyor ama kendine bile tekrar etmeye mecali yok. hatta duymamayı yeğleyebilir. ama çok geç. kızın kendi belleğinden, kendi dilinden, kendinden yarattığı bu ağıtlar dayanılacak gibi değil. yüreği parçalanıyor. o kızı kucaklardan alıp, içine basmak istiyor. kızın acısını seyreltebilecek bir kelimesi olsun istiyor. bir sesi. bir duruşu. bir sessizliği. ama hiçbiri yok.






istanbul
hosting