|
09 Şubat 2012, Perşembe
saat: 17:47
Edit: videonun altına ilave yazılmıştır!!! Uzun bir günce yazmak istiyorum, ama bakalım gidişatta neler olacak. Cebimde çok param olsun istiyorum, ama bunu en iyi marka ayakkabıları almak, geceler akayım, yıllardır hayalini kurduğum bir yan flüt ya da n90 almak için istemiyorum. Sadece yeni bir hayat, bir ev, bir gidiş vizesi istiyorum. Ucu kırık aynamda ki görüntümde dahil, herşeyi geride bırakarak mümkünse bir başka ülkede başka bir kimlikle başka bir hayata başlayıp devam etmek istiyorum. misal moulin rouge karakterindeki "Satine" ismini kullanırım. Ya da ne bileyim, benimle alakası olmayan herhangi bir isim.... Mutluluk nedir? Anlık zevkler... Peki ya mutsuzluk nedir? Ya da yıllardır bildiğin yere yabancılaşma/bildiğin yerDe yabancı olma! Peki ya günlerdir, yaşamın aralarına sıkıştırılmış göz yaşlarının sebebini kimseye anlatamayışım nedir? "Babam vakti zamanında çalıştığı birimde yenen rüşvetlere sessiz kalmadığı başka bir şehre postalanmıştı" ne alaka diyeceksin, anlayacak kadar zeki insanların burada barındığını biliyorum. Tabi bu durumu benim yaşadklarıma göre farklılaştırmak gerekiyor. Herneyse... Babam demişken; ahh baba.. seni öyle özledim ki, ne kadar farklı olurdu herşey eğer sen burda olsaydın, sen beni kendinden bile korurdun, kanatlarının altında huzurlu bir hayat geçirirdim ben de.... Kimse ama hiç kimse canımı bu kadar yakamazdı. Sözleriyle acıtamazdı, bana bu şekilde davranamazlardı sen olsaydın eğer... Çok acayip şeyler oluyor günce, çok acayip, anlatsam insanların anlamayıp benim götümde patlatacağı, sonrasında olaylar yaşanıyor, çok acayip çok uzun zmandan sonra pazartesi günü ayaklarım beni buraya getirmemek için öyle bir direndiki, resmen oyalaacak şeyler aradım, yol boyu ağladım. Sanki sevmediğim bir adamla zorla evlendirlmişimde o eve gitmek istezmişim gibi... Ağır bir yalnızlık hali, ağır bir buhran... ya blu çağında düğündüğüm şeyleri düşünüyorum resmen. Gördüklerim, duyduklarım çirkin günce, çok çirkin... Ve ben bu hayatta aile bireylerinin birbirlerini sevmek zorunda olmadığını öğrenerek büyürken, bunu uygulama haline getirince ortaya çıkan iğrenilesi durumun içinde olmaktan artık sıkıldım.... Cesaret meselesi değil bu, bunu anlaman gerek. 3 boş kutu yeter sadece tüm mal varlığıma, daha doğrusu bana ait olduğunu hissettiğim şeyleri boş kutulara doldurmaya... İnsanlara güvenide geç, bir şekilde kiraya ortak olabilirsen bir kamyon şöförü, kapkaççı, şartlı tahliyeli bir vatandaşla aynı çatı altındada kalınabilir... Bir zamanlar derlerdi ki, hiç bir yer evin kadar iyi değildir. Babam varken evet öyleydi burası bir evdi. Şimdi ne benim evim diyebileceğim bir yerim var, ne de burası bir ev. Bir çok filme konu olan bulgar öçmeni bir hanımın bir odasında kirada yaşıyor giyim. Kendi ihtiyaçlarımı babamdan kalan parayla alıp, herşeyi bu odaya sığdırdığım bir yer. Evet ben eşyaları duvara yaslauarak birşeyleri garantiye alıyorum. Belki, babamın güvenli omzunda hissediyorum kendimi, eşyalar duvarda bütünleşmişken... Ya sana komik gelicek ama şu kafes içindeki minik kuş bile duyarlı biliyomusun, ses olmadan (müzik,film) ötmeyen kuş, ben ağlarken bırak ötmeyi konuşuyo, öpücük atıyo ya... Neyse... sanırım yeterince uzun oldu 15. kez dinlediğim şarkıyıda paylaşıyı, alakası yokda bu şarkının üzerinde ağlarken yazmak iyi oldu, fonumdu yani... Ve herşeye rağmen ben; olmayacak bir adamın yokluğunu var gibi düşünerek bari en azından hiç olmazsa bu şekilde biraz olsun günümü güzel başlama ve bitirme derdindeyim. Biliyorum yok, biliyorum olmayacak hayatım gibi, değişen bir durum yok benim için.orda duruyo, uzak, sahipli yada sahipsiz... bu kendi günüm için yapabildiğim. bir avuntu belki... hissettiklerime gelince orasını siktir ette... zamanında sahnede olmayanı var gibi düşünerek oynamıştım. şimdi olanı ama olmayanı var gibi severek,gülerek,düşünerek,özleyerek,kırılarak, kızarak,bekleyerek,hayal ederek, rüyalara çağırarak günü tamamlıyorum, saygılar... | ||
|
|
||