|
10 Şubat 2012, Cuma
saat: 11:13
silifke'de yaşadığımız yıllara dair apartmanın kapısının ve -üzülmesin diye babama söylemedim "ne hatırlıyosun" diye sorduğunda ama- bir sefer yaramazlık yaptım diye babamın sanırım apartmanın içinde bana bağırdığı anın fotografik görüntülerden başka hiçbir şey hatırlamıyorum. biz orda yaşarken bir kere kar yağmış mesela, ilk gördüğüm karmış, çok sevinmişim. kar yağdı dediysem işte 1 arabadan 1 kartopu çıkacak miktarda ve ertesi güne erimiş tabi. ufak bir kardanadam yapmışız, yaptıktan sonra eriyecek diye çok üzülmüşüm. annemler de bir tabağa oturtup buzluğa koymuşlar. birkaç gün durmuş, erimesin diye buzluğun kapağını çok kısa süre açık tutmaya özen göstererek günde birkaç defa gidip bakıyomuşum. bunun gibi bir sürü şey anlattılar hatırlar mıyım diye, hiçbirini hatırlamadım. subayevleri'ndeki eviyse çok detaylı hatırlıyorum. öfkecan amcalı masal kasetini canlandırışımızı. ufak balkonda yaptığımız haftasonu kahvaltılarını ve rüzgarda sallanan kavak ağaçlarını. giysi dolabı niyetine, kitaplığın raflarına geçirilmiş bir sopaya asılmış giysiler ve üstüne örtülmüş çarşaf düzeneğini kullandığımı. babaannemin bizde kaldığı gecelerden birinde gördüğüm kabusu. evin yanındaki boş arsada bisiklete binmeyi öğrendiğimi. ben annemlerle yatmak istediğim, onlar kitap ebeveynliği yapıp kendi yatağımda yatmam için inatlaştığımızdan yaşanan gece terörlerini. su çiçeği olduğum günleri annemin önüme yığdığı kırtasiye malzemeleriyle faaliyet yaparak geçirdiğimi. ilk kez yalnız banyo yaptığım gün çok korktuğumu. hepsini hatırlıyorum. bahçede bir ağaç varmış yalnız, "bizim ağacımız"mış, büyümesini mevsim geçişlerini izliyomuşuz sürekli annemle balkona çıkıp. alıç gibi. bunu hatırlamıyorum, annem hatırlamama çok şaşırdı. anlattığına göre hayatımızda epey yer kaplayan bir şey olmasına rağmen neden unuttum ki? bir noktada insan neyi sahiden hatırladığını neyi unuttuğunu da bilemiyor. yıllar boyunca defalarca baktığım fotoğraflardan veya yıllar boyunca defalarca anlatılanlardan aklıma kazınanları hatırladığımı sanıyorum. bazı şeylerin hayal ürünü olduğunu aradan çok zaman geçip de hatırladığımda fark ediyorum. bazı şeyleri sadece fotoğraf gibi hatırlıyorum bazı olayların da detayını diil sadece o anki ruh halimi. çocukluk anılarıyla ilgili bu olduğunda çok da garipsemiyor insan, unuttuklarını/hatırladıklarını, neden/nasıl unuttuğuna/hatırladığına çok takılmıyor.. "çocuk aklı işte".. ama büyüdükçe.. unutulanlarda, hafızanın yeniden şekillendirdiklerinde, daha yaşarken bile nasıl işlediğini bilmediğin bir algoritma sonucu -o yüzden de aslında "rastgele"- yaşadıklarının bir kısmını unutacağını bilmekte daha doğrusu neyi nasıl hatırlayacağını kestirememekte, bulunduğun yerin; geçmişini, kendi hayatını algılayışını şekillendirdiğini görmekte, "bu anı olduğu gibi hatırlayayım" çabalarının faydasızlığında ve istesen de dönememekte/hatırlayamamakta ise iç ferahlatan, sabır aşılayan, merak uyandıran, ters simetriği olarak da göz korkutan, iç burkan, yeri ayağının altından çeken bir yan var. ne diyordu 1984'te? "who controls the past, controls the future: who controls the present controls the past." | ||
|
|
||