11 Eylül 2014, Perşembe
saat: 17:56


yetinmiyor, yetinemiyor kimse. bu bir gerçek artık, kabul edelim. sabah akşam bir dolu çirkinlikten bahsediyoruz, ne türden kapanlara ayağımızı kaptırdığımızı, aslında nasıl olmalıyken öteki türlü yaşadığımızı konuşup duruyoruz. çirkin buluyoruz kendimizi, çirkin bulmak istiyoruz. beraberimizde bir vicdan muhasebesi bari olsun istiyoruz. ama en iyi ihtimalle sevdiğin şarkıyı, beğendiğin aforizmikleri, tavsiye ettiğin kitapları, o da algımı yeterince törpülememişsem, o kalabalığın, follower ve following kalabalığının arasından bulup çıkaracağım ve öylece öğreneceğim.
ben kendi çirkinliğimi gördükten beri küçük adacıklar kurmaya çalıştım insanlarla aramda. o adaya varanda belki boğulacak, bocalayacaktım ve boğuluyor, bocalıyordum. kimseyi büyük şehirlere davet etmenin de anlamı yoktu. ennetice nasılsa kalabalık bir caddede kaybolacaktık. o yüzden küçük ve kimsesiz bir ada, yalnız iki insan tekine tahsis edilmiş, edilecek sözün yalnız iki çift kulağa erişebileceği bir ada bana mantıklı geldi. kıskançlık işte özlem duyduğum şey. anlatabiliyor muyum? meleklerden gayrı bir şahidin bulunmadığı, bulunamayacağı, uyduların, yüksek teknolojilerin burnunu sokmayı akıl edemeyeceği bir yer. ve orada biz, sen ve ben, belli bir sözün muhatabı olalım ve bu sözün muhatabı yalnızca biz olalım. denedim. yeterince denedim mi orasını bilmiyorum. ama yeterince ne demek? neye değeceğini bile bilemezsin muhatabını bilmiyorsan.

seyircisizlik. bunu özleyeceğimiz aklımıza gelir miydi?

istanbul
hosting