13 Eylül 2014, Cumartesi
saat: 08:32


Öncelikle biraz karmaşık olacak ama yine de yazıyorum. Okuyan okur.

Hep CSI NY taki dedektiflere bakmışımdır. Böyle yakışıklı adamlar, başarılı sayılabilecek, altlarında güzel arabalar, daha da önemlisi yaptıkları işte acayip donanımlı çat diye her şeyi bulabilen tipler... En profesyonel cinayeti bile adam daha pasaportunu almadan yurtdışına kaçmadan dünyanın en mükemmel teknolojik aletleriyle bulan tipler... Bir yanda Türkiye'nin ücra bir köşesinde işlenen bir cinayet. Profesyonel bir katilin profesyonel olmayan bir karakol teşkilatına oynadığı oyun. Biraz akıllı ve eğitimli kimselerce bakılınca kaza süsü verildiği apaçık olan fakat oradaki jandarmanın - biraz da işgüzarlığıyla - verilen kaza raporu.

Bu iki durum da yüzde yüz gerçek olmasa da yansıma ürünler. Hepimiz o CSI daki adamlara, Hollywooddaki kaslı ve cesur savaşçılara, hem güzel hem alımlı hem de başarılı kadınlara imrenmiyor muyuz? Fakat ülkenin ücra bir köşesinde bi yerini kaşıyan bir memurdan bir farkımız var mı ki? Hem diğeri olmak ne kazandırır?

Bunları es geçelim şimdi-daha önemli bir konu var fakat bu önsözü vermeden buna başlamak istemedim doğrusu. En fazla mutluluğu peki nasıl yakalarız?

Aslında belli. En başta bu soruyu kendine sorma. Bir etrafına bak. Belki çok sevmediğin bir adamla evlisin. Belki o evli kocanın "süper" bir abisi veya arkadaşı var ve sürekli bir şekilde birlikte oluyorsunuz. Ama bir düşün. O "süper" adamla evli olan kadın sana mutlu olduğunu söylüyor her saniye. Kendini acayip şanssız hissettin mi peki? O kardeşle yanındaki adamı kıyasladın mı hiç? Kesinlikle evet.

Ama bir de buraya bak. Yandaki 10 güncenin 9 unda keder akıyor. Mutlu olan insan mutlu olduğunu söylemez, onu hisseder. Göstermeyi düşünmez bile mutluluğunu, niye düşünsün ki, zaten mutlu. Her şekilde hayatta istediği şeyi zaten elde etmiş.

Fakat gelelim asıl konuya. Asıl konu şu ki gerçekten mutlu olanlar kimdir? CEO'lar mı? Uluslar arası şirket sahipleri mi? Kimler? Hep o televizyondaki kaslı savaşçılar, süper modeller veya krallar kraliçeler mi? Koca bir hayır. En mutlu olanlar kim mi? Bir aile resmine bak görürsün.

Sen yaşadıkça mutlu olan annen babandır o işte en mutluları. Gerçek anne babalardan bahsediyorum. Annelik babalık yapanlardan yani. İşte onlar asıl bilirler mutluluğu. Öyle anlık coşku değil olay. Sürekli, yavaş yavaş bir mutluluk.

Bana sorarsan mutlu olabilmek sevgiden geçer. İki tip mutlu olursun biraz düşününce farkediyor insan. Biraz da işin içinde düşünce hırsızlığı da var da hiç kimse dünyada yüzde yüz orjinal olduğunu iddia etmesin. Her neyse. Bir tip sevgi, o filmlerde kahramanlarda gördüğümüz, o romantik tipteki sevgi. Bir bakın allah aşkına. Birinde kızı boğulmaktan kurtarır yok efendim bundan şundan kurtarır. Sürekli bir "kurtarma-kurtarılma" içgüdüsü... Bizde de yok mu bu. Herkeste var. Ama birden bire ortaya çıkan, göstermelik, kanıt göstermeye dayalı bir sevgi bu. "Aha bu kanıtım" diyor. "Seviyorum bu da tapusu" diyor. Yok hayır aslı bu değil. Olamaz da.

Annene bak görürsün asıl sevgiyi. Asıl sevgi ucunda bir şey olmadan da sabah geç kalkan oğluna, yorgunken bile gülümseyip "sana yumurta yapayım mı? kıymalı da olur güzel güzel yersin" dir. Asıl sevgi her saniye yanında olmak istediğini hissettirmektir, her ne kadar sen onu o an yakınında istemesen de. Asıl sevgi öyle kurtarmayla 2-3 saniyede olan şey değildir. Sabır ister. Emek ister. En çok da içtenlik ister. İşte asıl sevgi odur. Kötü günde belki de hesap sormaktır sevgi. Ne olacağını ne yapılacağını söylemektir. Belki kabalıktır biraz aymazlık ama daha da çok rahatlık. Hatalardır biraz da, biraz da yalanlar. Ama en çok da karşının iyiliğini, mutlak iyiliğini istemektir, koşullardan bağımsız. İşte tam annenin babanın yaptığı gibi.

Peki bir düşün bu dediklerim yaşamak değil midir? Bunu yapan insan zaten yaşıyor demek değil midir? Ve emin ol ki, yaşadığın sürece sıkılmazsın. Sıkılmadığın sürece de zaten bir şekilde mutlu anıların olur. Her saniye olmayı bekleme zaten. Beklersen hiç bir zaman bulamayacağın kesin.

O zaman yanındaki adamdan niye kardeşi süper diye hoşnutsuz oluyorsun ki? Kimseyle de kimseyi karşılaştırma. New York'ta senelik 2 milyon dolar kazanan adam senden daha iyi durumda değil emin ol. Sen de dışarıdaki çöp toplayan adamdan iyi değilsin. Belki de "Bullshit" diyeceksin ama, egona karşı çıkıyorum kusura bakma. İşler böyle. Herkesin kendine göre derdi var. Herkesin de kendine göre bir hayatı. Tüm hayatlar eşsiz ve en mükemmel gördüğün hayatta bile problem var. Ve emin ol o mükemmel gördüğün hayattaki problem, bir çok problemden daha fazla can sıkan bir problem. Çünkü o problem mükemmeli bozuyor. Ya peki bunu bile bile mükemmeliyetçi olmanın mantığı ne?

Sana git de derviş ol demiyorum. Bir hırka bir lokma felsefesini yüceltmiyorum ama, karşılaştırdığın sürece hayatında kendini mutsuz edeceksin. Gerek yok. Annen gibi ol. Sevdiklerin hayatında bir an için bile olsa var olduğu için mutlu ol. O zaten sana yeter. Yukarıda yazdığım gibi sev. Öyle seversen, artık neyi veya kimi fark etmez, o zaman zaten mutluluğa istemeden de olsa adımını atmış olursun.




istanbul
hosting