|
14 Eylül 2014, Pazar
saat: 16:40
Hani oyuncak ayiciklarin boynuna incecik lastikle takilan kalp seklindeki kartonlara falan yaziyorlar ya... "Ask, onda kendini kaybetmektir" :) Biz de bunu okuyunca bir irkiliyoruz hani... Brrr Aslinda bildigimizden. Bu "kendini kaybetme" halinin arketipi gercekten de o. Yani evet, oyuncak ayi. Onundeki havayi yararken bir yandan da hizla kendi ekseni etrafinda donen ok gibi... Yay cok gerilerde kalmis. Onu geren parmaklardan intikam alinmis, cepte. Biraz kan bulasmis belki tuylerimize ama umursamadan donerken onu da silkelemisiz, izi bile kalmamis. Onumuzdeki agac henuz cok uzaklarda. Daha erken. Derken... Hizli gidiyorduk. Agaca saplandik bile. Bu noktada yorgun, terli... Carpmanin etkisiyle belde hafif bir agri. Hep oradaymis da simdi farkina variyormusuz gibi yayvan. Ve kafayi kaldirinca ilk aradagimiz sey o. Kendimiz. Cunku okun ozu ferman dinlememis. Done done agaci gecip gitmis. Gerideki bedenini fark edene kadar biraz zaman geciyor, yon degistirene kadar biraz, geri donene kadar biraz daha. Bunlarin hepsi iste o. Kendini kaybetme hali. Bunun ne kadar guzel oldugunu biliyoruz ama yine de irkiliyoruz oyuncak ayidan. Cunku insanlik okluk zamanlarini asali cok oldu. Oklarin resmini yapip, duvara asiyoruz artik. Ve boylesi cok daha guzel. Cunku hic agaca carpilmiyor. Hor gormek kotu ama ne yapalim. Ince lastik, kalp seklinde karton etiket. Al canim senin bunlar. Toz yumagi olup, tuyleri oraya buraya ucussun diye. Hadi firla. Kotu iste. Akil guzel. Uzun zamandir dengeli bir yasam suruyorum. Degismiyorum, hareket etmiyorum degil de; o an neye inaniyorsam, bir sekilde kendi icimde derli toplu yasiyorum. Sonrasi tabii klasik yunan trajedisi. Mithridates zerhirleriyle mutlu mesut yasamaktayken, kaybettigi buyuk savasin sonunda kendini zehirlemek ister ama derli toplu yasamanin bedelini oder, mutlu mesut olemez. Buyuk bir savas guttugum falan yok ama fikir ayni iste. Her cikintiyi torpuleyecek zimparayi bulunca sonunda gelip kicini isiran o zimpara oluyor. Bir baska ornek Plato'nun Parmenides'indeki "buyuk zorluk" (aporia) argumani. Madem formlar bu dunyadan degil, o zaman bu dunyayi nasil etkiliyorlar? Tabii boyle soyleyince hic buyukmus gibi durmuyor. Ayni sey Descartes'ta ruh/beden ayriminda da ortaya cikiyor. Falan fismekan. Bunun gercek hayattaki tezahurleri boyle entelektuel debelenmeyle sinirli kalmiyor tabii: Madem her seyi satabiliyoruz, oyleyse satmami satarim. Zbam, al sana opsiyon borsasi. Neyse ben kendimden bahsediyordum. Akil guzel. Ama aklin kendini kaybetme isine girismesi mukemmel lezzette bir zemin hazirliyor bu zimparalanma mevzusuna. Akli melekelerle akli ucurmak, Parmenides'e, al da at, dercesine bir asist oluyor. Ben o yuzden freudyen dominasyonu kucakliyorum. Calis ve ne yaptigini umursama. Ne yazdiginin hic onemi yok. Toparlayabilecek miyim? Akil bu sonucta. Bir hedefi var hep. Hedefe ulasmak bir keyif elbette. Ama asil guzel olan su: hedefe ulastiktan sonra kafayi kaldirip aslinda tum gecen zaman boyunca tek onem verdiginin ucmak ve kendi etrafinda donmek oldugunu gormek. | ||
|
|
||