|
18 Eylül 2014, Perşembe
saat: 23:54
koku diye not düştüğüm konuyu yazıyorum, geçen gün niye yazmamışsam ?! çok güzel kokan bir kızla karşılaşmıştım yolda. kızın kendisi değil ama kokusu anında aklımı başımdan aldı. hani şu çizgi filmlerde belli bir yerden gelen kokuya yerden havalanarak giden çizgi karakter gibi bir süre peşinden yürüdüm. neyse ki aynı yöne gidiyorduk ama ayrı yönlere bile gidiyor olsaydık, acelem yoksa o kokuyu bir kez daha duyabilmek için peşinden giderdim. oysa sorun inanıp inanmamak değildi. hiç olmamıştı. tanrıya inanmamız öğretildi, inandık. ama o bize ya da başka bir şeye inanmıyordu. açmaz şu ki; tanrı bana inansa ben tanrı olurdum, o kul. bu benim en az 4-5 yıl önceki kafam. artık bunlar üzerine düşünmediğimi fark ettim. nostalji kokusu sardı bu kez de burnumu. bunu biraz bugüne uydurmaya kalksam tanrının yerine aşkı koyarım. 4-5 yıl önce tanrıya olan inancı sorgularken aşkı hiç tasa etmemişim kendime. oysa şimdi toplumsal hafızanın birikiminden süzülüp gelen ama sonuçta kendi içimde yarattığım bir iyilik ve erdem gücü olarak tanrıya romantik bir sevgiyle inanırken bir başkasıyla etkileşimden oluşması gereken aşka inancı sorguluyorum. gidin, yerinize yatın. | ||
|
|
||