|
26 Eylül 2014, Cuma
saat: 11:23
Otuzları yaşıyor olmanın en saçma gelen tarafı anıların kişideki hatırlatma etkisi sanırım. tam olarak aynı yerde aynı şekilde aynı huzurlu denize bakıp, "lan 3. köprü hakkaten şart ama deniz taşımacılığına da önem vermek lazım" diyebiliyorum. çünkü en nihayetinde yaşım gereği hala etiketinde %90 organik odun, %10 muhtelif yazan bir adamım. her odun gibi içimde öz-suları taşıyan yumuşak dokular olduğunu da tabi ki birisi sağlam bir kesik attığında anlıyorum. çam sakızı için ananem "bak ağaç bile ağlıyor" derdi. Beyaz yakalı, genç başarılı güçlü plaza kadınlarının yaptığı gibi kendimi ayna karşısında "güçlü olmalısın" diyen, trafikte siniri bozulup ağlayan bir söğüt dalı olarak bulduğum an, oha yaşıyorum lan hala diyorum. ve şu an öğrencilik hayatımın geçtiği çay bahçelerinde otururken, sorguladıklarım gene bugüne değil yarına giden şeyler. o zaman kullanmadığım kelimeleri , "target, deviation, prior, growth,vs," yaşıyor ve yaşatıyor olmak ise, dönüşmek istemediğim pisliğin ta kendisi olduğumu gösteriyor. Dünyanın sayılı fabrikalarından birinin müdürü bana; "you have to make me glad first" dedi, şimdi ben para karşılığı erkekleri mutlu eden bir profesyonel oldum. bu noktaya gelene kadar kişisel gelişimimi hem şevkle hem aşkla hem tutkuyla bana yaşatan büyüklerimin eseri olarak para karşılığı bunları yapmak o kadar şaşılacak durum değil. Yan masada bana hiç sağlam pabuç görünmeyen ablayı ise, sırf bana benziyor diye, usulca sokulmadan, önyargısız izliyorum. Çünkü bir sünnetsiz amcam, önyargısız bakarsan dörtbir tarafımızda bir opportunity(!) olduğunu görürsün demişti. dört bir tarafımızın fırsat değil de mutluluk sevgi ve hayat dolu olduğunu düşünen pıtırcıkların bana bu kadar sıkıcı gelmesinin sebebi de o deneyimimdir. Bir başka gavur büyüğüm "you can not avoid snakes" demişti ilk ayrılma kararımda, "but do your best, not to get poisoned" diye eklemişti. içimdeki zehirin etkisiyle sanırım, bazen Hulka dönüşüp herşeyi yakıp yıkmayı herkes gibi ben de seviyorum, bu anlarda ise sadece kendi hayatımı yakıp yıktığımı farketmeyecek kadar da artiz olduğum için şimdi aynı boğaza bakıp "3. de yetmez abi 4. de lazım" diyecek kadar ilerleme kaydettiğine inanan bir hıyarım. üzerine silindir gelirken "nooooo....." diye bağıran komedi karakteri gelir aklıma bazen, başıma ne geleceğini çok iyi biliyorum ama gene de silindiri challange etmek istiyorum (bak profesyonel kelime) Kul sıkışmayınca ortalarda olmayan, " ya kusura bakma hocam bu aralar çok fena overdose oldum" diyen Hızır, bana hep esasında ihtiyacım olup olmadığını bilmediğim hediyeler veriyor, ve bunlar hep dünyevi işler için oluyor. bundan sonra ne olacak şimdi, diye sorunca kendime, içimden sadece "uff snn b slk" demek geliyor ve tam bu anda aynanın karşısına geçip güçlü olmalısın demek için telefonun ön kamerasını açıyorum... Best Regards, 26 Eylül, Beşiktaş. | ||
|
|
||