|
29 Eylül 2014, Pazartesi
saat: 21:29
Selam günce; Dedi bana bu şarkıyı dinle bence diye. Dediği zaman uçağa binecektim, kapadım telefonu konuşmamız bitince, dinleyemedim. Sonra da indim uçaktan, hemen iş başvurularının olduğu yere geçtim. İşim bittikten sonra dediği şarkıyı hatırladım. Geçtim yine dönüş uçağı için havaalanına. Fakat kulaklığım olmadığı için tam olarak anlamadım. Boğdu anonsların sesi, bir şey anlayamadım. Her neyse. Buraya kadar çok sıkıcı, yavan bir anlatım oldu. Kabul ediyorum. Ama şimdiye göre, aktif sayılabilecek bir gün bile resmen unutuldu. Tek bir şey hariç. Şu üç dakika on sekiz saniyelik şarkı, Ve havaalanı- ev arası otobüste düşündüklerimle birlikte. Dedim kendime otobüste. Ya arkadaşım bir senelik sevgilisine bilmem kaç liralık kolye alıyor diye. Bir insanın değerini gözümüzde nasıl gösteririz? Altın mı? Parfüm mü? Parayla alınabilecek hiç bir şey kişisel gelmiyor. Sevgi kişiseldir. Sevgi annene kupa üzerinde makarnayla anne yazmaktır. Anneye bilezik almak değildir. Ne de sevdiğin başka birine parayla alınacak bir şey. Para ne ki? Senin kendin için yaptığın emeğin karşılığı. Harcayamadığın para da o kalıntı. Yiyemediğin, tabaktaki yemek gibi. O artığın metale dökülüp sarı sarı ışıldaması gibi geliyor bazen. O hediyeleri küçümsemiyorum. Hatta çok iyi niyetle alınan şeyler. Ama niyet yetmiyor işte. Gerçekten öyle olamaz yani. Hayır. Sevgi şudur ya. Annenin topuk dikeni var diye yemeği hazırlamaktır. Oturturup çayı koymaktır. Daha da ötesi, Yapıştırıcıyla kart postalı plastiğe yerleştirmektir. Üstüne balık koymak. Tırtıl koymak. Ruhunu üflemek. Maviye boyamak. Salyangozu yapıştırmak. Bunları yaparken de o yapıştırıcının çıkacağından emin olmaya rağmen yapmak. Kalıcı olmaya çalışmadan. Zorlamadan. Göze sokmadan. Sahici. Ve kişisel. Budur işte. Sevgi budur. Şu an yolladığı şarkıyı dinliyorum. Bugünkü bu düşündüklerimle çok uyuşan bir şarkı. İki kahve, iki yurtiçi uçuşu, bir şarkı, iki saatlik uyku, bir çok ilk ve belki de ömrümde hiç duymadığım, çok farklı bir şey. Kötü değil, hatta acayip güzel bir şey. O kadar ki ağlamayı bastırmaya alışmış bu gözler, Bırak dolmayı şarkının ortasında boşalmaya başladı. İki ay sonrasında, Yani bugün, Yine o doğum günü hediyesini, Bakacağım yapıştırıcıları gitmiş mi diye. Yine onaracağım gerekirse. Biliyorum. O karton kutu içinde sakladığım, O plastik üstündeki balıklar, Dünyadaki tüm altın madenlerinden kıymetli. Bugün işte bunu anladım. Bugün, Bugün hayat denilen şeye daha da yaklaştım. Şarkının dediği gibi; Every time I see your face I know the love that lies and waits for me Kendine iyi bak. Ve her şey için yeniden teşekkürler. | ||
|
|
||