|
04 Ekim 2014, Cumartesi
saat: 12:49
Yarın sabah kesecekler beni. Öyle hissediyorum. Bıçaklarını bileyenler ve gelip benim vücudumu inceleyenlerden. Anlamadığım bir dilde konuşuyorlar. Hepsinden "homur homur" diye sesler çıkıyor. Kulağıma çok kaba geliyor. Hayvanların en pis cinsi onlar. Yaşadığım günden beri bütün herkes de bunu diyor zaten. Bir tek bunu anlayabiliyorum. Yıllar önce bizim gelişmemizi engellemişler. Köleleri ve yiyecekleri olmuşuz onların. Aramızdan bazıları isyan etmeye çalışsa bile, çok kalabalıklar. Bişey yapamıyoruz. Kardeşim nerde acaba? Umarım çok soğuk bir yerde beklemiyordur. Son gecenin güzel geçmesi bizim en büyük temennimiz oluyor. Bazen son geceler yemek bile bulamayanlarımız oluyormuş. Buz gibi taşın üstünde uyumaya çalışanlarımız. Şanslıyım sanırım. Durumu kabullendikten sonra, elindeki ile yetinmeyi de öğreniyorsun. Ben şu yumuşak otların üstünde biraz uyuyacağım. İlk kez gülümseyerek uyandım. Kaldığım yerin hafif aralık olan kapısından daha tam sabah olmadığını görebiliyorum. Çok güzel bir rüya gördüm. O kaba hayvanlar gibi giyinmiştik. Herkes vücudunu saklamış. Renk renk elbiseler vardı üstümüzde. O kaba hayvanları kesme günümüzmüş. Normalde de onların etini tüketiyoruz. Her yerde boyunlarından iplerle bağlı, o hayvani anırmalarını çıkaran kaba yaratıklardan var. Çok ileri bir tarih gibiydi gördüklerim. Kendi kendilerini sürekli öldürdükleri için, sayıları oldukça azalmıştı. Ve biz de onları devirmiştik. Birbirimizi anlamsak da zorla ne yapmaları gerektiklerini gösteriyorduk. En güzeli de o ufak olanlarının tatlarıydı. Muazzam yumuşaklıktaydı etleri. Ve bizden kimse bu durumdan şikayetçi değildi. Atalarımızın intikamını alıyorduk bir şekilde. Onları böylesine öldürsek de umrumuzda değildi. Onlar asırlarca aynısını bize yapmamışlarmıydı? İşte bu yüzden, bugün beni öldürmeleri o kadar da canımı acıtmayacaktı. Bizler normalde rüya görmeyiz. Bu gördüğüm de rüya değildi zaten; Gelecekti. O kaba hayvanlar bir gün azalacaktı. Ve biz onları öldür(e)mesek bile, onlar bizi öldürecek kadar güçlü olamayacaklardı. Kapıya arkam dönük duruyorum. Güneş daha da parlamaya başlayınca gelecekler beni götürmeye. Ve ondan sonra, nasıl bir yere gideceğim acaba? Bize hep söylenen; yemyeşil çimlerde tekrar dirileceğimiz. Bize kimse dokunamayacak ve özgürce yaşayacağız orada. Ama onun için bu acıyı çekmemiz lazımmış. Böyle kandırdılar atalarımız bizi asırlardır. Korkuyorum. Ölesiye korkuyorum. Ve işte o eski ve pis kapını gıcırdama sesi. Dışarısının daha fazla aydınlık olmasından ötürü, kapı açılınca bembeyaz oldu orası. Sadece bir gölge var. Hangi hayvan geldi göremiyorum. Ama biliyorum. Beni öldürecek hayvan geldi. | ||
|
|
||