10 Ekim 2014, Cuma
saat: 01:27


Güney'den döndüm. Harikulade bir 3 gündü. Özellikle Bozburun. İleride bir gün evlenirsem Balayına Bozburun'a gidebilirim. Yapayalnız, gri, Bülent Ortaçgil'in tasvir ettiği gibi bir yer.

Kabuslarım... Pek metafiziğe düşkün biri olmadığım herkesçe bilinir. Rüyalara Freud ışığında bakarım, rüyaların geleceği gösterdiğine inanmam. Ama ara ara ruhlar rüyama girer. Ara ara dediğim bu 25 yıllık hayatımda 2. oluyor. İlkini hiç anlatmayacağım, 8 yaşındaydım. Ama bu sefer Marmaris'te terörize edilişimin anlamını an itibariyle çözmüş bulunuyorum. Anlamını buraya yazmayacağım. Sadece rüyaları yazacağım.

Öncelikle aylardır rüya görmüyordum.

Marmaris'teki ilk gecemde anneanneami gördüm. Marmaris'teki odamın ortasında eski boş bir sandalye vardı. Anneanne onun yanında boşlukta oturuyor ve hüngür hüngür ağlıyordu. Adeta içi parçalanıyordu.

Sabah uyandım. Anneme "zaten sana anlattım ikinci baskı olacak ama" diye rüyayı anlatmaya başladım. Meğer anlatmamışım. Yani rüyamda rüyamı anneme anlatmışım.

Anneanne beni pek sevmezdi. Babam abime değil de bana düşkün diye belki de. Bilmiyorum.

İkinci rüyam ise bugüne kadar gördüğüm en tuhaf, en sürreal rüyaydı. Fellini - Argento kırması bir rüya. İkinci rüyamı dün gece gördüm. Ancak öncesi var.

O gece babam benim "baba" diye bağırdığımı duyup yanıma geldi. İki kere bağırınca hemen yanıma koşmuş. Yardım feryadı gibi "baba" demişim. Bense beni uyandırdığı için ona çok kızdım. Annem de bağırdığımı söyledi. Ama kesinlikle bağırmamıştım.

Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde ise o tuhaf rüyayı gördüm. Şöyle;

Önce annemler S. Bey'i görmek için ofise gelmek istiyorlar. Mekan Brüksel ama bulunduğumuz yer İstanbul. Plazamız Arts-Loi ile Parc arasında bir yerde. Schuman durağı yok. Bir de sanki metro değil de tren istasyonu var. Bir türlü ulaşılamıyor. Ofisin bulunduğu bina Avrupa Komisyonu'nun konferans binasına benziyor ancak Avrupa Konseyi'nin yerinde. Bina biraz da yangın alarmı verilmiş, sular basmış bir Harbiye Orduevi'ni andırıyor.

En sonunda binaya giriyoruz. En alt kat sular altında kalmış. Lobi sular altında. Hatta bizim ofise lobiden merdivenle aşağı inmek suretiyle gidiliyor. Merdivenin en başında V. Hanım ağlıyor. Etrafında onu telkin etmeye çalışan insanlar var. Ben de omzuna dokunuyorum ancak sonra devam ediyoruz.

Girişteki ilk kapı S. Bey'in odası. Ama odasında bir sürü masa ve avukat var. İlk masa onunki ama yerinde başka bir avukat var. O toplantıda olduğu için yerine bakan yedek bir avukat. Annemlere S. Bey'in olmadığını söylüyorum. Derken "S. Bey" geliyor diyorlar. Arkamı dönüyorum. Evet gerçekten S. Bey'e çok benzeyen biri var. Garip...

Kahverengi saçlı, hafif köse ama sakallı, genç biri. Simaen S. Bey'in aynısı. Onu görünce hemen tanıyorum. Arkadan başkaca genç insanlar geliyor. Aman Allahım bunlar ofisteki avukatların gençlikleri. Tek sıra halinde soğuk ve mesafeli bir şekilde geliyorlar.

Toplantı olduğu söyleniyor. Annemlerle vedalaşıyorum. Karanlık bir odaya götürülüyoruz. Odanın ortasında kocaman sığ bir havuz var. Suyun içine girip havuzun köşelerine oturuluyor. Ayin var! Eyes Wide Shut gibi... Ahlaksız bir ortam. Zengin müvekkiller de var.

Bu bir orgie hazırlığı. Forced orgie. Baştan seçim yapmazsam istemediğim biriyle seks yapmak zorunda bırakılacağımı fark ediyorum. Gözlerim E.'yi arıyor. En kötü ihtimalle E.'yi seçerim diyorum ama içten içe lanet ediyorum. Her zamanki gibi başı çeken kara koyun olmayı beklerken bir aksilik çıkıyor ve "toplantı" iptal oluyor. Tepkimi belli ederek odayı terk ediyorum.

Küçük bir kız çocuğu bana emanet ediliyor. İki adet top var, o topları çok istiyor. Ben vermek istemiyorum. Kız topları kovalıyor, ben topları kaçırıyorum. Toplar nedense çok tehlikeli. Derken küçük kız gitmiş, yerine kedim gelmiş...

Kedim çok asabi. Kendinden geçiyor, saldırgan, o topları çok istiyor. Sürekli topları kaçırmayı başarıyorum, her seferinde başarıyorum fakat toplar daha sonra tekrar ortaya çıkıyor. Kedim bana saldırmasına saldırıyor ama bana fiziki bir zarar vermiyor. Şiddet yok ama ürkütücü. Sadece çok yabancılaşmış, topu çok istiyor. Topları ocağa atıp yakıyorum. Kedim The Exorcist'teki gibi üzerime kusuyor, süt kusuyor. Ama üzerime de gelmiyor, sadece üzerime doğru kusuyor.

O an uyanıyorum. Babamın yanına, yan odaya koşuyorum. Babam "bir şey yok kızım" diyor ama gözleri uzaylı gibi. ET'deki gibi. Korkarak odama gidip yeniden yatıyorum. Yeniden uyanıyorum. Yine babamın yanına koşuyorum. Babamın gözleri yine uzaylı gibi...

Sonunda gerçekten uyanıyorum. Koşarak babamların odasına gidiyorum. Unutmamak için rüyayı anlatıyorum. Hatırladığım kadarıyla bu şekildeydi.

8 yaşındayken gördüğüm rüyayı aynen görsel olarak hatırladığımı da ekleyerek günceyi bitiriyorum.

Umarım başka saçma sapan rüyalar görmem.

istanbul
hosting