|
14 Ekim 2014, Salı
saat: 18:46
eşik. <the problem is 'no, to the serpent'- or 'yes, to the serpent'. ıt's that simple.> diyor bir yerde joseph campbell, kızılderili bir kız hakkındaki miti anlattıktan sonra. gençkızın, annesinin bulunduğu yerden ayrılıp kocasının yanına, onun çadırına,onun kabilesiyle beraber yaşamaya gidişinin sürecidir bu, fakat kız bu mevcut durumla pek iyi başedemez, etrafta yılanlar görür ve ilerleyen günlerde onun serüvenlerini izleriz. işte, yılan'a evet mi hayır mı, aslında mesele bu kadar basit, der kempıl. fakat mesele o kadar basit mi gerçekten? dün iki farklı yere başvuru yaptım,pozisyonlara uygun önyazılar döşeyerek. bence bu benim kendi ejderhama dokunuşum, hatta belki onu bulunduğu mağaradan serbest bırakışım,hatta ve hatta -evet neden olmasındı?- onu öldürüşümle de ilgili olabilirdi. öyle bir gazla gittim sahile (yani, ejderhaya dokunup hemen denizkıyısına kaçtım, da diyebilirim). öyle bir ruhhaliyle izledim denizi,adaları,martıları,bulutları ve güneşi. ve yine o ruhhaliyle dinledim müziği. öyle garip bir halde eve doğru yürürken, bir anda yanımdan geçti bisikletiyle: şule gürbüz. şaşkınbakkal'dan bostancı yönüne doğru. şaştım kaldım, ardından uzun uzun baktım. sanırım tesadüfler böyle anları seviyor, insanın kendini açabildiği, açık hissettiği dönemlerde daha kendi usulunce akabiliyor hayat. ve meğer magrit'in o kapısının olduğu tablonun ismi zafer'miş. itirafımdır: bugün, bilmediğim numaralar tarafından arandım ve ben o telefonları açmadım. bu, yılana hayır mı demektir? bir röportajında st.augustinus'un itiraflarından bahsediyor şule gürbüz, ve o itirafların gittikçe daha az çirkin,daha küçük şeyler hakkında olduğunu söylüyor. yani insanın kendine baktıkça,kendini deştikçe, sonunda çirkin şeylerle de yüzleştiğinden, gittikçe daha az çirkin şeyler yaptığını ve buna karşılık da daha az çirkin şeyler itiraf ettiğini. bunun batıda köklü bir gelenek olduğunu, hatta psikanalizin de bu kökten beslendiğini söylüyor. peki, şule hanım, benim şu itirafım, beni daha az çirkin yapar mı? telefon hep bilinmeyenle ilişkili, rüyalarımda da kritik bir öneme sahip. çok bilinmedik, çok beklenmeyen, şaşırtan bir şey telefon aracılığıyla gelebiliyor mesela. belki bilinçdışımın kendine bulduğu bir araç yalnızca. ben bir kapıdan geçtiğimi sanırdım, meğer bir kapı daha varmış. belki daha birçok kapı var. ve eşik. kapı açıldı,bekleyelim bulut geçsin. bir bulut geçişine açılan kapı ve içinde kapı ve içinde. ve divriği'nin ulucamii taç kapısı! hayat ağacı. hayat ağacı. fazla da karamsar olmamalı, divriği'ye gitmiştim ya, yapabildiğim güzel şeyler de var. nasıl da kahramanlara yaraşır bir yolculuktan döner gibiydim askerden dönüşte. ve nasıl da her yere gidebilir, her şeyi yapabilir hissederdim. o itici güç, yolculuğuma çıkmamı sağladı, fakat burada,bu eşikte, aylar sonra yine duraksadım. üstelik lanet olsun o 'itici güc'e! insanın bir şey yapabilmesi için bir iticigüc'e ihtiyaç duyması ne acıklı.. bilmiyorum, belki böyle bir eşik olmasaydı, her şey kolay olsaydı zaten bütün o ejderhaları, şahmeranları yaratmazdı insan ruhu. bütün mitolojiler başetme mekanizmalarıyla dolu. sağlıklı başetme yöntemleri olsaydı insanın, bu mitolojileri de doğurmazdı herhalde. yüzyıllar ve binyıllar önceki insanlarla aynı şeylerde zorlanıyor, aynı aşamalarda bocalıyor, onlarla aynı duyguları paylaşıyor olmaktan, kendimi onlara bağlı hissetmekten çok hoşlanıyorum. fakat yine de bu, bütün o zorluğu gidermiyor. baskette basıp geçmek, basıp gitmek diye bir deyim vardır hani. geride olan takım, uzun zaman durumu eşitlemeye çalışır, an gelir diğer takımı yakalar, ve rüzgarı da arkasına alarak basıp geçer artık bir daha hiç arkasına bile bakmadan. istiyorum ki basıp gideyim artık, basıp geçeyim ve bir daha dönüp arkama bakmama bile gerek kalmasın. anlatabildim mi? gerçi dönüp arkaya bakmamak, pek olası değil gibi, yani kendini eşeleyen bir insanın bunu yapmaması pek mümkün değil, ama basıp gitmekle neyi anlatmak istediğimi aktarabildim sanıyorum. mitolojiler okumak beni zenginleştiriyor. öyle güzel oluyor ki..dünyanın dört bir yanından farklı öyküler. şu nda yaptığım şey mitolojinin yalnızca girişinin girişi olsa da, bu beni çok mutlu ediyor. daha da daldıkça kimbilir neler neler bulabilirim?. evet şule hanım, sizin de değiniz gibi, yani, bütün bunları yaparak sadece duyarlı bir insan mı olunuyor? bunca yılı vererek duyarlı bir insan olmak. gelişim helezoniktir, diyen kişileri getirin karşıma. onlara soracaklarım var. en başta şu: bunu diyerek tam olarak ne demek istiyorlar? | ||
|
|
||