|
19 Ekim 2014, Pazar
saat: 10:54
Erkenden açılıyor gözlerim. Belki de tam kapanmıyor hiç. Güneş bir yandan göz kırparken, diğer yandan soğuk içime işliyor. Titreyerek uyanıyorum artık. Ama odamın penceresi de yarım açık kalmaya devam ediyor. Üşümeyi sevdiğimi çok söylerim zaten. Bir kaç akşam önceydi. O zaman bu kadar soğuk da değildi. İyi de değildim. Hayatıma almaya çalıştığım kadını sorguluyordum. Ne zaman bu kadar yoğunlaşsam, gözlerimin göremediğini bildiğimden, huzurlanıp, sadece iyi kötü dengesi kurmaya çalışıyordum. Bana fazla geldiğini ve ona yetişmem için çok uğraşmam gerektiğimin farkındaydım zaten. Ama bu yeterli değildi. Bu hedefimdi. Ama ya göremediklerim? Gözlerimi kapattığımı fark edemedim bile. Aklıma her geldiğinde o sahne beliriyordu; Evdeydim. Onun haberi olmadan, yanına gitmek için hazırlanırken mesaj gelmişti. Daha geç bir saatte buluşacaktık aslında. Ama onu, ona yakın bir yerde "beklemek" istemiştim. Heyecanlanıp, zamanın durma noktasına girdiği anların tadını hatırlamam lazımdı. Ona benzeyen herkesi, o sanma hissi. Erken çıkamayacağı yazıyordu mesajında. Sanki beni hissetmişti de bunu vurgulamıştı. Sadece gülümsedim ve devam ettim hazırlanmaya. Bir saatten biraz daha fazla vardı, kursundan çıkmasına. Olur da erken çıkarsa diye geldiğimi söylemiştim. Aradı. "Neden erken geldin?" dedi. "Seni beklemenin heyecanını yaşamak istedim sadece." dedim. Sessiz kaldı ve ardından sordu; "Neredesin?". Söyledim oturduğum yeri. "Kapatma telefonu ve kursuma doğru ilerle!" dedi. Daha kahvemin dumanı üstündeydi. Garson kıza birazdan geleceğimi söyledim. Belki geri gelmeyeceğimi düşünmesin diye, sigara paketimi de masanın üstünde bıraktım. Çok uzak değildim kursuna. Ama çok da yakın değildim. Bugün oraya gitsem ve kursuna doğru yürüsem çok kısa olduğunu görebilirim sanırım. O an herşey farklıydı. Çok insan vardı etrafımda. Zor ilerliyordum çarşının içinde. Gördüm. Yaklaşık oniki adım uzağımdaydı. Biraz daha yavaşladı adımlarımız. Ama ne kadar yavaşlarsak yine de kavuşacağımızı bilmenin güveni vardı. Adımlar bitmeden durdum. Kafamı sağ omzuma doğru eğip, yüzümün sağ tarafı ile gülümsemeye başladım. Attığımı her adımı hissediyordum. Etraftaki insanların yok olduğunu vurgulamamanın anlamı da yok. Sadece o var. Üstünde petrol yeşili bir elbise. Dizlerine kadar. Elbisenin kesimi de kendisi gibi dengesizdi zaten. Ayaklarında botları. Saçları her zamanki gibi. Oranın sahibiydi. Oranın değişmeyecek bir parçasıydı sanki. Oraya aitti ve kutsal topraklarında bir yabancıyı karşılaşamaya çıkmış kraliçe gibiydi. Bakmaya devam ediyordum. Artık o da yürümüyordu. Boynuma sarıldı. Sol tarafım felçliydi sanırım. Hep sağımı kullanıyordum. Bu sefer de sağ kolumu doladım beline. O incecik beline. Kafamı çok hafif eğdiğimde boynuna ulaşabiliyordum. O da uzundu benim gibi zaten. Kokusunda kaybolmuştum. Zaman kavramı yoktu artık. Saçları her yanımdaydı. Felçli olduğunu sandığım sol yanım da eşlik ediyordu artık bize. Dudağımın kenarına ufacık bir öpücük konduracakken, ben daha çabuk oldum sanırım ki, o noktayı önce ben öptüm. Yüzü hafiften kızardı. Uzun uzun baktık. "Artık dersime dönmem lazım." dedi ve gitti. Ben aynı yerde kaldım. İzledim sadece. Gözlerimi açtığımda dinledğim şarkı çoktan bitmişti. İşlerimi topralaryıp eve gitmek istiyordum artık. Akşam olmuştu ama çok da geç değildi. Sadece gitmek istiyordum. Onu sorgulamaktan kaçıyordum. Eksik olan şeyi göreceğimi biliyordum sanki. Derken kapının önüne birinin geldiğini sezdim. Kaldırdım kafamı ve "Buyrun" dedim. Bir kaç adım daha attı ve tanıdım onu. Bir süre öncesine kadar, beni ara ara ziyaret eden evli olan kadındı. İçeri davet ettim. Boşanacağını duymuştum. Bir süredir de beni tekrar ziyarete geleceğini hissediyordum. en son geldiğinde Biraz öpüşüp, sevişmiştik. Korkuyordum tekrar bunu istemekten. Ama bir yanım da arzuluyordu bu kadını. Oturdu. Kahve yaptım ona da. Başından geçenleri anlattı. Birisine anlatması gerektiğini ve konuşamadığını gördüm gözlerinde. Dinledim usulca. Gözlerimin içine bakıyordu. Bir gözüm ona bakarken diğeri de ona kızıyordu. Zaten hayatıma almaya çalıştığım bir kadın var. Uzun zamandır kimseyle sevişmedim. Ve bu kadının şehveti beni çıldırtıyordu. Onunla sevişebileceğimi bildiğim için iyice heyecanlanmıştım. Tuvaleti kullanmak istedi. "Bekle biraz kontrol edeyim önce." dedim. Dükkanda o kadar adam varken, neyle karşılacağını bilemezdim. Kontrol ettim ve çağırdım. Arkaya doğru geldi. Ben de ön tarafa geçerken bir saniyeliğine ellerimizin birleştiğini gördüm. O an, o an ya onunla sevişecektim, ya da kaçıp gidecektim. arzuluyoedum, istemiyordum. Su ısıtıcısında kalan sıcak suyun çıkardığı buharlara eşlik ediyordu beynim. bir hafta içinde zaman kavramının değişkenliğini ikince kez hissetmiştim. Bütün seçenekleri hızla gözden geçirdim. Aşık olduğum kadınla ilgili şüphelerim vardı. Arzuladığım kadın yanımdaydı. Gözlerimin içine bakıyordu. Aklım aşık olduğum kadındaydı. İlk önce nefesimi düzene sokmam gerekriğini düşündüm. O bir kaç saniyede bir kaç günlük okjisen tükketiğimi hissettim. Açık olan gözlerimi tekrar açtım ve hızlıca çektim elimi. Bakıyordu bana hala. "Ben girip, çıkayım bi" dedi ve kendimi hemen ön tarafa attım. Havlu peçetinin yerini seslenerek söyledim. Çıkmıştı zaten. Karşıma oturdu. Sakinleşmiştim artık. Ve daha iyiydim. En önemlisi kendimi kontrol edebilmiştim. Bu kadarı ilk kez olmuştu. Biraz daha oturdu ve sonra gitmesi gerektiğini yaptığım telefon görüşmeleri sayesinde anladı. Evi, dükkanıma uzaktı. Belim ağrıyor demişti. Umursamadım ve gitti. Aşık olduğum kadına karşı birazcık suçluluk hissetmiştim. O gece onu sorgulamaya ara verdiğimi gördüm. Ama kısacık zamanda beni bu kadar değiştirebildiği için de minnetlerimi sundum. Toparlandım, ışıkları kapattım ve sakin bir şekilde evimde buldum kendimi. Bir kaç saat sonra olacaklardan habersizdim. Ama huzurluydum... | ||
|
|
||