|
23 Ekim 2014, Perşembe
saat: 11:57
Bir gün öyle biri giriyor ki hayatına, öylece.. Hiç fark etmeden. Sadece gülüşüyle durduruyor dünyayı. Bütün teoriler, kurallar, yazılıp - çizilen sözler asılı kalıyor Dünya’nın tavanında. Boşlukta gülümserken buluyorsun kendini. İşte öyle bir kadın girdi hayatıma, bir Eylül ayında ve öylece.. Hayallerimdeki kişinin imgesini tokat gibi yerle bir ederek. O’nu tanıdığımda fark ettim ki, Tanrı’nın hayal gücü şüphesiz benden daha güzeldi.Yıllarca hayalini kurduğum, kelimelere bile dökemeyeceğim kadar kusursuz bir kadın vardı beynimde ve ne zaman Tanrı onu gönderdi, hayalimdeki kadın da alınarak buna, kendini astı beynimdeki ipe. Sıradan ve sade görünüşlü birinden öteye gitmiyordu görüntüsü. Kalabalık içinde gördüğünde, ikinci kez dönüp bakılacak bir olayı yoktu. Ama ben onu gördüm ve ikinci kez dönüp baktım. Hatta defalarca. Kesinlikle kusursuz değildi. Kesinlikle hayalini kuracağım bir kadın değildi, eğer tanımasaydım. O, kendisi olarak yerleşti hayatımın tam ortasına, içimdeki odalara. Kusursuz değildi, dedim ya. Hatta kusurları vardı çokça. Ama ben göremedim. Tanrı, kusurlarını göremeyeceğim yerlere saklamış olmalıydı. Hayranlık duyduğum insanların ortak özellikleri olsa da, o kimseye benzemiyor. Beynimde taklalar attırarak herkesi ona benzetmeye çalışıyorum ben zaman zaman. Onunla olduğumda zamanı bir çöp poşetine atıyorum, bir kaç kadeh şarap içmiş gibi tatlı bir sarhoşlukta buluyorum kendimi. O da memnun ki halinden, hep gülümsüyor. Ama Tanrı bütün bunları kurgularken büyük bir hata yapmış olmalı diye düşünmeden edemiyorum. Büyük bir yanılgı.. Büyük bir zamanlama hatası! Tanrı ‘nın , zamanın olmadığı bir yerde ikamet ettiğini düşününce ona kızmıyorum bu yüzden. Sadece kırılgan tavırlara bürünüyorum aklıma geldikçe. Öyle biri, öyle biri giriyor ki hayatına bir gün. Sıradan bir Eylül ayını “asla” unutamayacağın aklından bile geçmiyor. Nefret ettiğin o kış mevsiminde yağan karları oturup iç çeke çeke izleyeceğin, ne bileyim. Öyle çok özlüyor, öyle çok anlamlandırıyorsun ki olan biteni. Kim olursa olsun yanında, hayatında o olmayınca dudakların yer çekimine yenik düşüyor. Sarkıyor istemsizce. Sonra, “yine de” var olduğunu düşünmek bile iyi geliyor ruhuna. Bir fırça darbesiyle tebessüme dönüşüyor hissettiklerin. Öyle çok özlüyorsun ki yine de.. En çok onunla olmak istiyor ve en çok onunla olamıyorsun aslında Tanrı’nın o “küçük” zamanlama hatası yüzünden. Öyle biri giriyor ki hayatına, üç noktadan öteye gidemiyor cümleler. İhtimalleri, “belki”leri hep cebinde taşıyorsun. | ||
|
|
||