|
20 Kasım 2014, Perşembe
saat: 00:57
Ben de böyleyim işte ne yapayım. "Heyecanlı bir tip"im. Kim beni böyle tanımlamıştı hatırlamıyorum. Bazen salaklığa kayan bir saflığım var. Öte yandan 6. hissim çok kuvvetli. Çoğu açıdan düz bir insanım. İlkeliyim. Aileden gördüm. Gururluyum. Bazen ters bir insan olabiliyorum. Hatta çoğunlukla ters bir insanım bile diyebiliriz. Uzlaşmaya yatkın değilim. Genelde aklıma geleni söylüyorum. Biraz küstahım. Haksızlığa uğrayacağımı fark ettiğimde mantığımla değil duygularımla hareket ediyorum. Uzun vadede eminim zararını da göreceğim. İşin kötü yanı sivri huylarım yaşım ilerledikçe törpülenmek yerine iyice keskinleşti. Keskinleşmeye de devam ediyor. Mesleğimi bu kadar mükemmeliyetçi bir şekilde ifa etmeye çalışmam neticesinde bazı insani vasıflarımı kaybetmekle karşı karşıyayım diye düşünüyordum ki aksine kendimi daha çok sevdiğim için su koyvermeye başladım. Yine de hala asla içime sinmemiş bir iş yapmış değilim. Duygularımla hareket etsem de her zaman mantığımla karar veriyorum. Oğlak mankafalılığı var ama bir yandan da faydalı bir şey bu. Önemli konularda risk almıyorum. Düşman kazanmaktan çekinmiyorum. Tehlikeli bir şey bu. Melankoliye yatkınım. 25 yaşında Lucky şarkısı ile ağlayacağımı zannetmezdim. Ergenlikten çıkamadım. Otoriteyle hep bir problemim oldu ama bunu hep sinsice yaptım. Otoritenin hiçbir zaman benimle bir problemi olmadı. Ben sosyofobik bir insanım. Zannedersem bu özelliğimi nihai olarak İstanbul'a yerleştiğim vakit kazandım. Bunun nedeni kaybetmekten, yine kabul edilmemekten korkmamdı. Çünkü lise yıllarım İstanbul'a taşındığımda her şeyin çok güzel olacağına inanarak geçti. İstanbul'a yerleştikten sonra ise son durağa geldiğimi ve burada tutunmak zorunda olduğumu düşünüyordum. Bunun farkında bile değildim. Bir ara Brüksel'e filan gittim. Oralar da güzeldi ama bazen gençliğimin çöpe gittiğini düşünürdüm. Çünkü gerçekten İstanbul beni sevmişti. Ben de onu tabi. Hayatım boyunca hayatımın aşkını bekledim. Aslında Kezban Türk kızlarından hiçbir farkım yoktu. Evlenmek filan gibi bir derdim hiç zaman olmadı mesele sevmek ve sevilmekti. Ama evleneceksem hayatımın aşkı ile evlenmeliydim. Flört tecrübem var diyemeyiz. Pek az insanı kendimi zorlamadan beğendim. Genelde yapaydı. Doğal olmayan hiçbir şey de yaşamadım. Esasen hep kendim oldum, nettim. Bundan öte, öyle veya böyle ulusalcı muhafazakarlığı ile büyütüldüm. Annemin beni yetiştirme tarzı doğru değildi. Aşk ayıp bir şeymiş gibi hiç anlatılmadı. Utanılacak bir şeydi. Ne zaman ki güzel bir kariyer vaad ettim, artık normal bir şeymiş gibi mevzusu açılmaya başlandı. Çok geçti. Adeta kadın olmak üzere yetiştirilmemiş gibiydim. O yüzden çok nadir dişiliğimi kullandım. Tuhaf bir insan oldum. Ben adama meyletmeden önce bizi birbirimize çok yakıştırdığını söyleyen insanlar vardı. Biz biraz garip bir ofisiz, insanlar bazı şeylere çok meraklı. O zaman çok sinirlenmiştim. Ama Adam hep dikkatimi çekiyordu, yalan da söyleyemem. Ancak bunu diğerlerinin anlamasına imkan yoktu. Garip. Neticesi olsa da olmasa da güzel şeyler bunlar. Belki aşık olurum. Belki de hiç de düşündüğüm gibi biri değildir. Sevme ihtimali güzel. Her ne kadar bu kadar tuhaf davranan bir insanın sevilme ihtimalinin yüksek olmadığını tecrübe edinmiş olsam da... Senelerce fazla iyi olduğum için insanların bana yanaşmadığına inandırdı en yakın arkadaşlarım beni. Bunun doğru olmadığını er geç anladım. İhtimaller güzel yani evet. Bir de heyecanlı bir tip olmasam... saat: 01:23 Aziz Can Tuncay odasında bayıldığımda "heyecanlı bir tip" olduğumu söylemişti. Hatırladım şimdi :) | ||
|
|
||