|
26 Kasım 2014, Çarşamba
saat: 22:17
Akşam olmuştu. Az kişinin bildiği güzel yerlerden biri olan barın giriş kapısında karşılaştık. İçeri girecekti tam da. Hava soğuktu, kışın göbeğinin şiştiği zamanlar. Birazdan içindeki her şeyi gökyüzünden biz zavallı insanların üzerine boşaltacak gibiydi. Üzerinde küçük siyah benekleri olan, krem renkli pardösüsü, içinde yakasının iki düğmesinin açıkta olduğu görünebilen beyaz gömleği, altında, karanlıktan tam emin olamadığım lacivert veya siyah, dizine kadar uzanan, önden hafif yırtmacı ile tüm resmiyetini tek bir hareketle şehvete dönüştürebileceği eteği, bacaklarını da aynı renge benzeyen, üzerinde daha belirgin desenler ile eğlence katan çorapları ve ayağında o parlak, sade, siyah topukluları. Bu kadın beni her zaman büyülerdi ama bu gece daha fazla büyülenmem gerekiyormuş gibi geliyordu gözüme. Oraya gitme gibi bir niyetim yoktu aslında. Sadece oradan aşağı doğru sallana sallana inip, sahilde biraz huzur depolamayı planlıyordum. Daha bir kaç saat önce haberleşmiştik. İkimizin de olacağımızı söylediğimiz yerlerden çok uzakta olduğumuzu, birbirimize haykırmadan küçük tebessümlerimizdeki sorgular bakışlarımız, oldukça tatlı gelmişti. Her zamanki gibi ben daha hızlıydım ve dayanamayıp, burada ne işi olduğunu sordum. Yüzündeki taze makyaj izleri ve saçlarını pek önemsemeden toparlaması, işten yeni çıktığını ve buraya yetişmek için oldukça acele ettiğini gösteriyordu. Muhtemelen makyajını takside yaparken, saçlarına vakit bırakmayı hesaplayamamıştı. Tahmininden daha az trafik olmasına kızmış gibiydi. Hem erken gelmişti hem de saçları ile ilgilenememişti. "Seninle konuştuğumuz gibi, hayatlarımıza önce çeki düzen vereceğiz ve ondan sonra, gülümseyecek sebeplerimiz olacak mı ona bakacağız. Uzun zamandır hayatımda var ile yok arasında olan adamla görüşmek için buraya geldim. Muhtemelen son kez. Seninle konuştuktan sonra onu arayıp bu programı yaptım. Aslında evet, bu akşam seni daha çok görmek istiyordum. Ama senin yanında, daha çok kendim gibi olabilmem için, bu pislikten arındırmam gerekiyordu kendimi. Şimdi de evren benimle dalga geçermiş gibi, seni karşıma çıkartıyor ve sanki acele etmemi istiyor." dedi ve sol arkamda kalan denizin uçsuz bucaksız karanlığına doğru bıraktı bakışlarını. Barın girişinde laflarken içeri girmek isteyen insanlara engel olduğumuzu fark ettim. Kolundan tutup, usulca önce yanıma, ardından da barın yan tarafındaki bodur ağaçlarla ayrılmış bahçesinin sokak tarafında, kimseyi rahatsız edemeyeceğimiz bir yerde durduk. Kafamı hafif sağa çevirdiğimde, bu soğuk havaya rağmen, böyle bir manzara karşısında sıcak şaraplarını tüketen mutlu insanlara gülümsedim, gözlerimle. Belki de mutlu değillerdi. Ben o an onların mutlu olduğunu var sayıyordum sadece. Elim hala kolundaydı, biraz daha yanıma doğru çektim ve bedenlerimiz birleşmek için can atacak konuma erişti. Elimi kolundan çektim. Havanın soğukluğundan lahana gibi şişmiş gibi görünse de o incecik belini güzelce sarıp, gözlerinin içinde kaybolmayı istedim. "Burada yapma. Birazdan gelecek ve işleri daha da karmaşık hale getirmek istemiyorum." dedi ve kendini bir adım geriye doğru çekti. Mantığım her ne kadar doğru söylediğini onaylasa da bedenim için işler çoktan değişmişti. Sözünü bitirip, kendini bir adım geri çekmesi, hızlıca belinden kendime doğru çekmem, dudaklarımızın kavuşması, başta cevap vermemesi, ardından benden çok daha ateşli bir şekilde emmesi alt dudağımı, beni hızlıca geri itmesi, gözlerindeki şehvetle, kendini frenleyebilecek son nefesi ile "çabuk buradan git" demesi ve giderken son bir öpücük için hızlıca yanıma yaklaşıp, son kez ruhunu bedenimle birleştirmesi. Sanırım hepsi beş saniyede gerçekleşmişti. Ardından bulunduğumuz yerin arka tarafında kalan, sahile inen sokağın başında üç kişi belirmişti. Sanki bir süredir orada bekliyorlarmış gibi duruyorlardı. Sürekli fotoğraflarını gördüğüm, hayatında bir yere ait olup olmadığını kestiremediği erkek arkadaşı ve bu gece barda çıkacak olan grubun iki üyesi ile beraber sanki sahnede biz varmışız gibi izliyorlardı. Uzun zaman önce birlikte kurdukları hayalleri, bizim de duyabileceğimiz şiddette yanındaki arkadaşlarına anlatıyordu, alaycı bir tonla. Uzun zamanlıktı o hayaller. Her ateşin, ilk yanmaya başladığı parlamada ortaya çıkan, farklıymış, özelmiş gibi görünen sıradan hayallerdi sadece. Bir adamın son çığlıkları gibi geliyordu kulağıma. Bir süre daha devam etti hayalleri ile dalga geçmesi. O hayallerini anlatırken, ben de nereden geldiğini hala anımsayamadığım yedi sekiz aylık Sibirya kurdu ile oynuyordum. Sürekli uzattığım elime fırlayıp, patileri ile küçük çizikler atıyordu elime. Ardından arkadaşlarını bara gönderip, yanımıza doğru geldi. Arkadaşlarını göndermeden önce, olası saldırı durumunda bana sorgusuz sualsiz yardım edebileceğini hissediyordum ufaklığın. Zaten birini tutsa bana yeterli olurdu. Diğer ikisi ile baş edebilirdim. Arkadaşları barın girişine doğru gitmişlerdi. Adam bizim yanımızda, garip bir şekilde bakıyordu kadına ve ben bir taraftan köpekle ilgilenirken, diğer yandan da adamdan gözlerimi ayırmıyordum. Usulca rica etti kadına "Gel biraz şöyle, konuşalım." Kafası ile bana sorun yok gidebilirim, başımın çaresine bakarım izlenimi verdi ve adamın peşinden yavaş adımlarla dokuz metre uzaktaki parkın bankına oturdular. Salak bir gülümseme ile uyandım. Garip bir rüyaydı yine ve bu sefer hoş bir konumda olmasam da mutlu uyandım. Bilmiyorum, gerçekten böyle bir durumla karşı karşıya kalsam, nasıl tepki verebilirdim. Sorgulamadım, gülümsedim, aklımda kalanı ölümsüzleştirerek... | ||
|
|
||