|
02 Aralık 2014, Salı
saat: 02:51
Gerçek kimliğime bürünme zamanı... Güneş gideli kaç saat geçti. Ardından seslerle bütünleşen karanlığın içinde bir süre daha idare edebildim. Sesler yavaşça uzaklaşıyordu kulaklarımdan. Belki de ben kaçıyordum uzaklara. Bilemiyorum. Gözlerini kısıp, pis sırıtışı ile kucağını açtı o sessiz karanlık, az önce. Usulca kalktım yatağımdan. Hemen teslim olmak lazım böyle durumlarda. Teslim olmazsan, daha çok gülmeye başlıyor. Böyle kendinden emin ve birazdan yapacaklarını bilmenin verdiği güç ile gülen bir şeyi görünce de inanın korkarsınız. Kalktım işte. Işığı açmak istedim, belki izin verir diye. Elimde bir şaplak hissetmesem de sesini duydum. Gözlerimi kapatmayı düşündüm, oradaki karanlık daha az karanlıktır diye. Hem belki, ışığı hayal edersem, aydınlanırım? Akıllanmam ben. Küçükken şirinleri de hiç görememiştim zaten. Teslim olacağımı biliyor ya insafsız, oynuyor benimle. Oynandığınızın farkında olup da bu duruma kayıtsız kalmak da en az o korkunun bilinci kadar ürkütücü. Yatağımın ucuna oturmuş, sanki sallanan sandalyem var da sallanıyormuşum gibi yapmaya başladım. Eski filmlerde gördüğüm o sahneler aklıma geldi, siyah beyaz olanlarından. Bu karanlıktan iyidir dedim ve devam ettim. Kendini dış dünyadan soyutlamış, farklı bir evrende düşüncelerin arasında kaybolurken, düşünmesini daha da sindirmek için sallanan insanlardandım ben de. Ellerimi koyacak yer bulamadım. Pazılarımı tuttum. Son zamanlarda arttırdığım sporun faydasını gördüğümü de düşündüm. Demek ki tam kopamıyorum dış dünyadan. En azından buradayım hala! Bir parça karanlık üfledi, gözlerim kapalıydı. Ama burnumdan girip, beynime, hayallerime doğru acımasızca ilerledi. O üflediği karanlıktan kurtulmam için onun karanlığına kaçmam gerekliymiş gibi, açtım hemen gözlerimi. Çabuk inanırım ben. Sanki gözümü açınca, farklı bir aydınlığa uyanacağımı sandım. Israrla sallanmaya devam ediyorum. Gözlerim açık artık ve her taraf karanlık. Hay bin kunduz, yine kandım. Kandığımı bile beş saniye sonra fark edebiliyorum. Yaşadığım hayat, benim gördüğümden önce yaşanıyor gibi sanki. Ben de işlenmiş bir hikayeyi beş saniye geriden takip edip, heyecanla bekliyorum olacakları. Az önce yaktığım ve hala yanan sigaram, aslında çoktan bitti. Karanlık, bir ara arkasını dönmüştü. O ara hemen sigarama sarıldım. Keşke kaçsaydım. Mallıkta sınır da tanımam. Çamurun içinde sarı cipi ile batan bir adamın fotoğrafı aklıma geldi. Batarken dahi sigarasını içmeye çalışıyordu. Ben de öyleyim. Kaçacak fırsatım varken, sigara yakıyorum. Çakmağı da söndürüyorum bir de hemen. Gazı bitene kadar aydınlatsam ya ortalığı. Ama sonra ikinci sigaramı yakamam. Evet, gereksiz olurmuş. Bu sefer ileriyi ben gördüm, güzel. Belki ikinci sigaramı yaktım gerçek zamanda, ilkini söndürürken. Son sigarammış gibi rahat bir şekilde içmeme müsaade etti. Ne de olsa, birazdan başıma gelecekleri görebiliyordu. Görmekten ziyade, o zaten oradaydı. Sallanmalarım geçmiş, yanımda oturuyordu sanki. Sağ tarafım daha karanlıktı. Karanlığın içinde daha da karanlık olmasını nasıl sağlayabiliyordu ki? Bir ara bunu da sorgularım. Sayısını bilmediğim kadar çok şeyi sorgulayacaktım ne de olsa bir gün, bir fazla olunca, sayısını bilmediğim kadar çok artı bir, olacak hali yok ya? Fısıldıyor gibi ama daha da kararıyor sağ tarafım. Ne dediğini anlayamıyorum. Cine 5'in şifresini çözmüş bir nesilden gelmeme rağmen, çözemiyorum. Bilmediğim bir dilde üflüyor karanlığını. Sakin ama ondan eminim. Yavaşça kararıyor ortalık. Korkmaktan ziyade, artık ne söylediğine odaklandım. Teslim oldum artık ve kapıldım kara büyüsüne, çaresizce bekliyorum sonumu... | ||
|
|
||