|
08 Aralık 2014, Pazartesi
saat: 22:43
Gökyüzüne bakınca beni gördün sabah. İçin birazcık burkuldu, ardından bastın yine küfrü. Hiç duyulmamış küfürleri haykırmak istedin. Kelimeleri dahi çıkartmaya takatin yoktu. Her zaman sana destek veren rüzgâr, bu sabah karşına dikilmiş ve seni parçalamak istercesine savuruyordu saçlarını. Etrafından geçen insanlara baktın, bulanmıştım her yanına artık. Bana dair bir beden aradın, istemesen de. Rüzgâr soluklanmak için kesildiğinde, hemen telefonuna sarıldın. Baktın, yoktum. Rüzgâr da geri geldi hemen. Akmaya çalışan bir damla yaşı da geri püskürttü hızla. Silkelendin, olmaman gereken bir konumda olduğunu fark ettin. Sen nasıl olur da beni düşlerdin ki? Geçen akşam seni aydınlatmaya çalışan o sokak lambasına baktın bir süre. Gün aydınlandığı halde, hala aydınlatmaya çalışıyordu kendince etrafı. Ayarı kaçıktı onun da. Ne zaman yanacağını bilmiyordu. Tıpkı bana benziyordu. Ayarsızdım ben de sonuçta. Enerji verdiğin sürece çalışan, onu da dengesizce kullanan. Hiç parlamasa, bir kere dahi sorgulamaz neden parlamadığını. En iyisi bu der ve takılır kendince. Bir kaç adımda yanında aldın soluğu. Şöyle bir baktın parlamaya çalışan, senden çok yüksekte olan, o ışığın kaynağına. Paslanmış direğe sağlam bir tekme indirdin. Çocukken futbol topuna çok vurduğun için, canını acıtmayacak şekilde vurmasını biliyordun. Tekmeleri savururken aklına diğer insanların çarpıldığını düşündüğü ve sana odunla giriştikleri geldi. Yıllar önce öyle bir şehir efsanesi ya da fıkra duymuştun, önemsemedin. Devam ettin hiç acımadan bana vurmaya. Bütün öfken sağ ayağındaydı. Bazen de sol ayağında. Bir kaç kere de ellerine geçti. Sen vurdukça o yanmaya devam ediyordu. Varlığını hissetmiyordu dahi ve bu seni daha da çileden çıkarmaya yetiyordu. O vurdumduymaz oldukça sen daha çok vuruyordun. Daha geçen akşam yanına gelmesi için dünyayı yerinden oynatacağın o ışığın kaynağını, şimdi ise parçalamaya çalışıyordun. Onu da beceremiyordun gerçi. Aklına belediyede çalışan Mustafa amcan geldi. Sarıldın hemen telefona ve bu lambanın buradan kaldırması gerektiğini, yenisi ile değiştirmesini emrettin. Mustafa amcan seni kırmazdı. Zaten daha geçtiğimiz hafta onun çok önemli bir işini halletmiştin. Hep yardım ederdin ona bir şekilde. O da bu durumu pek anlamasa da bir bildiğinin olduğunu düşünüp, üstelemeden tamam dedi. Son bir tekme daha attın kasıklarıma doğru. Bir daha dokunmamak üzere sert gibi görünen ama elveda niteliğinde dokunuşunu bıraktın bedenimde. Rüzgarı da yanına aldın ve ben yavaş yavaş sönerken, sen kayboldun eksenimden... | ||
|
|
||