|
09 Aralık 2014, Salı
saat: 00:53
Selam güncem! Hiç içinden öyle yol ortasında kornasını sanki beyninin orgazm kısmına bağlamış gibi bağırtan sürücülere rast geldin mi? Ben geldim! Sanki korna, korna değil de trafiksel lavaboaç! Hayır sıkıntı şurada, kornaya bastıkça sinir katsayısı çarpı ikisel üçsel artmakta, birbirlerine pis pis bakma ayyuka çıkmış, kimin gözü kimin gözünü dövecekmatik bir tandans olmakta. Her ne kadar müzmin bir yaya olarak bu korna sesi benim için sadece: - Daat! Datdiri! Ebüüve! gibi seslere sahip olsa ve hatta bazıları kendi içinde bir orkestra sanayi taşırcasına bir nağmeyi yüksek desibelsel bir oranda kulak zarının ırzına geçmek gibi bir amaçla ötmekteyken bu sanıyorum şöförler arasında: - Hadi! Gitsene! Önüne bak! Senin ananı... gibi çeşitli manalara gelmekte. Çünkü mesela bazen tek bir dat, bir uyarı, bir dikkat et niteliği taşırken daat dat dat daaat gibi bir kornasal serzeniş, kornayı çalan şöförün, çalınan şöförün bilimum familyasına dokanma gibi bir amaç güttüğü şeklinde yorumlanabiliyor. Çünkü az önce bahsettiğim tripsel kornadan sonra, kornanın çalındığı şöför elinde bir adet yıldız tornavidayla inip gayet elini şöföre bulayabiliyor. Al sana içinden tornavida geçen cinayetli bol tecekalı opera! Bize kalan - Brecht brecht brecht! diyerek öööylecene bakakalmak. Lakin işte hayat absürd bir şey, absürd çünkü bazen ve enternasyonel bir biçimde alakasız olaylar böyle başınıza üşüşebiliyor açparantez sanki bok varmışçasına kapaparantez ve bu da size çok koyabiliyor. Koymamış varsayılabilir tabii. Bir yerden sonra insan buna bir kösele deri geliştirmek zorunda kalıyor. - Ha, siktiret ya. gibi bir kısacümlesel motto gayet hayatımızın ve duygularımızın ve gökkubbemizin ortasına tabak gibi yerleşebiliyor. Seyrediyor alem bizi, seyrediyoruz alemi biz de. Lakin alemin çok da umrunda olmamamız çok neşeli unsurlar yaratabiliyor. Mesela ornitorenk gibi bir hayvan varken hangi neyin mantığından bahsediyoruz kuzum. Ki yani ornitorenk çok neşeli bir hayvan, nitekim ornitorenkler kendi aralarında didişmek gibi bir kavrama çok uzaylılar. Gerçi bu durum yeni bir şey değil, bana soracak olursanız os-man-lı imparatorluğuu döneminde: - Sultanım, lağım patlamış. Bok götürüyor bab-ı aliyi diye gelen hizmetkarı gönderdikten sonra sultan birinci bilmemkim sarayın balkonunda sigarasından deriiin bir nefes çekip: - Ulan bu memleketin de boku çıktı be! demiş olabilir. Demiştir belki de her bir şeyi kayda alan vakanüvisler bu olayı çok da önemsiz bir olay olarak görmüş ve hatta çok da organlamamış olabilirler. Öyle ya, hala bok götürüyor istanbul'u? Şöyle sağlam bir yağmur yağdığında kazancı yokuşundan aşağı doğru tüm asaleti ve tüm yapısıyla kayan kakaları görebiliyoruz. Kaka asil değil mi okurum? Lütfen! Tamam çok tezeksel bir muhabbete girmiş olabiliriz olabildiğince çabuk çıkarak durumu kabızsal senfonilere apartmayacağım ancak kaka yapamazsan ölüyorsun. Hem de kıvranarak! Bitti. Çıktık o muhabbetten. Burnunu tekrardan şeedebilirsin canım okurcum. Bu aralar bir de bankalar arıyor beni şuursuzca. Hayır bilmediğim bir miras bişey mi kondu başıma da bu adamlar beni bu kadar sevimlice: - Meraba sevgili mudimiz! Size çok güzel bir haberimiz var! minvalli görüşmelere beni cezbetmeye çalışıyorlar. Kimi sigorta şeeder, beriki yediyüzonikibin senede ödenecek, banka hesabında bolca sıfır olmasından daha da bir halta yaramayacak kredi vermeye çalışıyor. Gladyatörce arıyorlar efendim! Durduramıyoruz. Lakin birinciye insanca, ikinciye kısmen insanca, üçüncüye artık afakanlar basmış insan tepkisi verince dördüncü arayanın suratının tam ortasına patlamaya hazır bir termonükleer santral kıvamına geçiyorsunuz. - Meraba! Biz bırt kuru temizleme şirketinden arıyoruz! diye açınca angelina jolie görmüş zimbabveli aç oğlan çocuğu gibi kalıyorsunuz. Hayır banka bekliyorduk, hatta bankayı anladık da kuru temizleme ne alaka lan? Belki cinsim, tuzum kuru, ve başka bir şeyimin kuru olmasını istemediğimden ötürü temizlememi kuru yapmak istemiyorum? Ki kuru temizleme niye beni arıyor? Hem de Ankara'dan? Kısmen hayatımın bir dekadını orada geçirmiş olmam, hala kıyafetlerimi gaza gelip ankara'daki bir kuru temizlemeciye göndermem gerektiği anlama gelmezlerler değil mi? Ki varsayalım ismail gönderdim, bu bir yerden sonra evi işi her şeyi bırakıp: - Nerede kaldı lan benim robdöşambrım! şeklinde bir sinir dingildemesine yolaçabilir. Sinirsiz salılar okurcum! Bay öptüm. | ||
|
|
||