|
10 Aralık 2014, Çarşamba
saat: 01:06
Ben kapından öyle gelip geçemem Öyle ışık sızar içime Öyle birden bire Bu yola çıkarıldığımızın farkında olalım dostum. Bu yola elmayı dişleyen dedemizin kamaşması gibi çıkarıldık. Düşkünüz kovulmuş sürgün birden bire belinlemesiyiz insanlığın. Başımızdaki saç kadar yol varken bozkır ortasında kellik kaderimizdi düşerken son teline tutunduk sallanıyoruz rüzgarın esmediği vakitlerde bile “ha düşmedi”li garip bir sallantı ömrümüz. Kederliyiz dostum keder üttüğümüz filik taneleri kadar yanık isli kavruk… en çok yakışandan çok tek yakışan belki de çıplaklığımızı örten tek urba… keder ve kadar kapı eşiğine tökezlediğinde başlayan ve biten bizim için uzun bir çınlama boşlukta karanlıkta upuzun ses yanması… bu yola dediğime bakma yolsuzluk mayamız bizim sırtımızda yırtık yamalı liğmeli bilmem hangi zamandan kalma heybemizle dilencisiyiz gayrımızın en son adımızla ne zaman çağrıldık hatırlamayacak kadar hatırdan gönülden uzağız yer etmedik ne kendimize ne evimize ne de sevdiğimize çıkarıldığımız doğrudur tüm oyunlardan yol kenarında bekleyen kör çocuk biziz gölgeler dokunabildiğimiz tek sevincimiz… Aşk mı evet öyle rivayetler duymuşuzdur… | ||
|
|
||