|
20 Aralık 2014, Cumartesi
saat: 21:46
Kadıköy rıhtımda etrafımdaki insanların koşuşturmalarını, bir yerlere yetişme telaşını izliyorum. Sigaramdan bir duman da o insanlar için çekiyorum. İlk kez geldiğim halde, yıllardır oradaymışım gibi hissediyorum. İçgüdüsel olarak Boğa'yı bulabileceğimi biliyorum. Baktığım yerin ilerisinde olmalı diye geçiriyorum içimden. Usulca atıyorum adımlarımı kutsallaştıracağım topraklarda. On dakika var gelmesine daha. Yetişeceğim ne de olsa, adımlarımı hızlandırmaya gerek yok. Çok uzun zamandır gelmiyordum şehri İstanbul'a. Özlemezdim de hiç. İçten içe arzulardım hep. Elde edemeyeceğim kadınlar gibiydi, özlemezdim işte. Şebnem Ferah'ı da özlememem gibi. Tahmin ettiğim süreden üç dakika erken geldim heykelin oraya. Başka boğa var mı acaba diye de düşünmedim değil. Hafif bir heyecan var, biraz da soğuklu rüzgar. Tanımadığım bir şehirde, tanımadığım bir kadını bekliyorum. Ben onun sadece adını bilirken, o adımı dahi bilmiyor. Daha üç dakika var. Tam saati bir dakika geçe ararım, geldim ben diye. Konuşlanacağım bir yer bulmam gerek. Boğanın üstüne otursam, dikkat çekmem. Boğanın olduğu göbekte beklesem, açık hedef olurum. Paranoyağım ne de olsa. Bilmediğim bir camdan canı sıkılan keskin nişancının oyuncağı olmak için erken. Altı dakika sonra olabilir. Ama şimdi zamanı değil. En iyisi, tramvay yolunun yanındaki simitçinin etrafında dolanırım biraz. Arada karşısında duran iç çamaşırı dükkanındaki çeşitliliği incelerim. Simitçinin hafif arkasında, piyango bileti satan adamın sol çaprazındayken saniyeler kalmıştı, ben geldim araması yapmam için. Telefonum elimde zaten. Ola ki arar da cebimde duyamam diye. Yavaş hareketlerle açtım telefonun kilidini. Arama emrini verdim. Dört beş saniyelik sessizlik sonunda, aradığınız kişinin ulaşılamadığını söyleyen üzgün bir kadın sesi ile karşılaştım. Acaba gelmeyecek mi? Aklıma ilk gelen, metroda olma ihtimaliydi. Hemen telefona sarılıp, geldiği istikametten, Kadıköy'e metro ulaşımı var mı diye sorgulayacaktım. Olmama ihtimalini düşünürken, vazgeçtim bakmaktan. Farklı senaryolar türetmeye başladım. Sevgilisi iş çıkışı yanına gelmişti. Ve ben onu tam da o an ararım diye panikle kapatmıştı telefonu. Erkek arkadaşı varlığımı biliyordu ve her erkek gibi, kadınının başka adamlar ile görüşmesini istemiyordu. Bir de beni tanısa, başında nöbet dahi tutabilirdi güzel kızın. Belki de ondan habersiz buluşacağımız için, aramaması için kapatmıştı telefonu. Boğa'ya gelince telefonu açıp, benim nerede olduğumu öğrenip, hızla kapatacaktı telefonu. En çok istediğim de birbirini tanımayan, bir kaç fotoğraftan öteye gitmeyen görünümlere inat, güzel bir hikaye olması için kapatmıştı telefonu ve bir şekilde denk geleceğimizi bilerek yaklaşıyordu bana doğru. Aradan iki sigara içimlik ve bir de su tüketimlik zaman geçmişti. İki kere daha aramıştım ve aynı kadın daha üzgün bir şekilde söylüyordu telefonun kapalı olduğunu. Üzülme, ben alışığım bu hallere. Hayatımdan iki saati tanımadığım bir kadını beklerken geçirmem zarar vermez bana, demek istesem de diyemedim. Etrafımda bekleyen insanlar sürekli değişiyordu, bir kadın hariç. O da benim gibi bekliyordu, gelmeme ihtimali içinde sürüklenirken. Yanına sokulup, ekilmenin verdiği etki ile geceyi beraber geçirebilirdik. Kendimi oldukça pozitif hissediyordum ve hayır deme ihtimali yoktu. Bu kadar çabuk gelmeyeceğini düşünmem anlamsız oluyordu. Eğer gelmezse, yapabileceklerimi düşünüyordum gerçi. Rüzgar bir şekilde beni, ait olacağım barın birine kadar götürecekti ne de olsa. Gece oldukça uzundu ve yarın kaygısı yoktu. Her şey benim için uygundu. Uzun zamandır bu kadar uygun olamamıştım hayata karşı. | ||
|
|
||