23 Aralık 2014, Salı
saat: 01:26


İşleyişin bir parçası olarak yaşamayı istemek ile istememek arasında bir noktadayım. İki yere de ait değilim, canım nerede olmak isterse orada oluyorum sadece. Uzun yıllardır arada kalmış hayatım için zor gelmiyor. Ne yapmak istediğimi ve neye sahip olmayı dilediğimi asla öğrenemeyecek gibiyim. Bırakıp gidecek güce de konuma da sahip değilim. Arada kalmış bir adam. Kırmış olduğu tüm kalplerin parçalarının küflendiğini gören ve onları o rutubette öylece terk eden. Arada varlığını anımsatıp, ufak bir rötuşla tekrar tek parça haline getirebileceğinin vaatlerini verip, umutlarını yeşerten bir adam. Havalar soğuyup ısınıyor. Gündüzler karanlıkla savaşıyor. Zaman dediğimiz zamazingo geçiyor işte, tik tak tik tak "catching fire"

Çok değil, yedi saniye önce Kadıköy'deydim. Gerçek! zamana bakarsak da yetmiş iki saat geçmiş. Barın birinde yeşil şişemi yudumluyordum. Kadıköy vol. II havamda değilim şu an. Sırası gelince, gelecek o da. O anı yaşamasaydım ve sadece hayalini kursaydım, ne değişecekti? Belki benim yüzümden, ben oradayım ve onun önündeyim diye kırmızı ışığa yakalanmış yaşlı adamın ölüm sebebi oldum. Belki de yaşama sebebi... Ne için? Sadece hayal kuramadığı için biraz daha yaşayıp, görmesi gerekiyordu. Ya da zorlama bir hayattan kurtulması... Çoğu zaman hayattaki amacımın bu olduğunu düşünürüm. Kendime dokundurmadan, başka hayatların mutlulukmuş gibi görünen kabusları.

Yaşantım tıpkı salıncakta sallanan çocuk gibi. Aynı yerde alışılmış heyecanların peşinde koşuyorum. Canım çok sıkıldığında, tam tur dönüyorum. Ağzımı burnumu vuruyorum zincirlere, bazen de o koca demire. Biraz duruluyorum, kanın pıhtılaşmasını bekliyorum. Sonra yine belime kuvvet. Her seferinde ilk seferin heyecanı gibi iniyorum tepe noktasından yüzüm çakıllara gelecek şekilde aşağıya. Kafamı iyice öne eğip, saçlarımın ucu ile çakılların tozunu alıyorum. Evet, arada kafamı orada da yardığım oldu. Uslanmıyorum, yaralar da geçiyor ne de olsa!

Tekrar dönme kaygısı olmadan yürümek istiyorum sokaklarda. Amaçsızca, tabanlarım şişene kadar. Dünyanın yörüngesinin ters istikametine doğru. Belki ayak uydururum o hıza ve zamanı durdurabilirim kendimce. Ustalaşınca da geçmişte yolculuk yaparım belki. Dünyanın sonunu başlangıç noktasında yaşamak isterim. Geçmişte olan, yanlış söylenilen, öğretilen şeyleri görürüm. Geri dönüp düzeltmem elbet. Doğru sandıklarınız, doğru olmazsa tutunacak dalınız kalmaz. Kıyamam. Ateşi bulan adamla biraz laflarım. O zamana kadar onun dilini öğrenmiş olurum çoktan. Bu ateş ne canlar yakacak, derim. Gülümseriz pis pis. Kabilesinde sevmediği bir adamdan bahseder. Onun yok olması için aslında bunu bulmaya çalıştığını anlatır, buruk ifadeyle. Yıllar önce sürtünme ile oluşan yanığın acısını anımsar. Sol elinin üstündeki yarayı gösterir, izi çoktan silinmiş olan yarasını sadece o görebildiğini yüzüne vurmam. Kalbine vuruyor zaten sancısı. O zaman da aynıymış bazı duygular, gülümsüyorum sadece. Kafama bir taş atıyor, acısına güldüğüm için. Kan pıhtılaşana kadar susuyorum sadece.


istanbul
hosting