27 Aralık 2014, Cumartesi
saat: 10:55


Mutlusun herkes gibi, mutsuzum her zamanki ben gibi. O karanlığın içinde parlıyor sağ elindeki kabuktan yüzük. Kabuklarımın içinden çıkmaya çalışırken, başka bir kabuk itiyor beni en derine. Sana aşık olduğumun sağlamasını yaptığım yerdesin, gözlerin patlarken mutluluktan. Karşındaki ben değilim zaten de orası neden? Planlar, hayaller, gülümsemeler... Acılar, hüzünler, yalnızlıklar... İlk çağ savaşlarını yaşıyor duygularımız. Ben de yenileceğimi bile bile giriyorum o savaşa.

On dokuz gün önce görseydim bu halini, canım daha çok acırdı, biliyorum. On dokuz gün sonra gördüm diye o halini, sevinmeli miyim şimdi? Acımın azaldığını mı düşüneyim, yoksa alıştığımı mı? Kaç kadın gelmeye çalıştı senden sonra, kaç tane kadını öptüm senden sonra. Seni hiç öpmemişken anladım, hiç birinin senin dudaklarının olmadığını. Şimdi ise sürdüğün rujla bekliyorsun, parmağına kabuktan yüzük takan adamın seni öpmesini. Ruj sürmezdin sen. Dudaklarının en saf halini benim için saklıyorsun, değil mi? Biliyorsun ne de olsa, yıllar geçse de tekrar çarpışacağımızı.

Amaçsıca yaşayacağım dört günün ilk saatlerindeyim. Evet, en büyük sancıların dört gün sürüyor. Doksan altı saat sen kokacaksın en pis yerlerde dahi. Yarın sana rağmen gideceğim kutsal topraklarıma. Seni bıraktığım o sahilde arayacağım seni. Ruhsuz bedenin çoktan karşı kıyıya vurmuşken bekleyeceğim akıntının terse dönmesini. Bir el hissedeceğim omzumda, narin dokunuşla. Sana sırtımı dönüp, o elin sahibinin dudaklarında arayacağım seni. Hiç konuşmayacağım, o da denemeyecek kelimeler çıkarmayı ufacık ağzından. Dinlemeyeceğimi bilecek ne de olsa. Sadece öpeceğim onu ve yürüyeceğiz senden uzaklaşmak için.




istanbul
hosting