29 Aralık 2014, Pazartesi
saat: 17:54


Herşey 1995'te alınan çin malı bir walkman ile başladı.

İlk aldığım kaset, Iron Maiden - Best of the Beast
Virüs şarkısına bayılmıştım. Üvey evlat muamelesi yapmakta Maiden ona.

İkinci walkmanim gümüş derili bir Sony Walkmandi. Hediye olarak gelmişti. İlk dinlediğim kaset Amorphis - Tuonela'ydı İMÇ çarşısından alınan. Vefa Lisesi'nde okuyorduk ve saraçhane yürüme mesafesindeydi.

Walkman ile beraber kulaklık macerası da başladı.

Kulaklık her kulağa uymayan cinsten olan bir şey. Philips, Sony, Sennheiser, AKG ve diğer bir sürü hem pahalı hem ucuz marka. Kimisi siyah, kimisi beyaz kimisi değişik renklerde. Bazısı kulağa takılmalı, kimisi içten girmeli bazısı da kafanın üstünden geçişmeli.

Ses kalitesinin niye önemli olduğunu anlamak, 128kbps ses kalitesinin ardında yatan statik sesini duyduktan sonra istemiyorsun bir daha onu. 192 ehven-i şer, 320 bulunmaz nimet. Rusçanın benim evrenimde ilerlemesinin temel sebebi. Kimisi için uzun bacaklı iri memeli nataşalar, benim için sapık gibi bir albümü FLAC ve 320 kbps ile ripleyen rus amcalar. Harddiskin yetmeyip sadece müziğe adanan bir harddisk almanın hazzı. Onları isimlendirmek, sözlerini yazmak, resimlerini taglemek için program bulmam. Sonra onu otomatize etmem.

Sonra ilk datakalipsim. Harddiskin badsectorlanarak yokolmasının hüznü.

Tekrardan aynı şeyleri daha düzgün olarak başlamam. David Bowie'nin 1986'daki bilmemne bootlegini asla dinlemediğimi ve dinlemeyeceğmii farketmem.

İkinci datakalips. Spotify'ın çıkışı.

Spotify sonrasında bu iş için fazla yaşlı olduğumu farketmem.




istanbul
hosting