|
30 Aralık 2014, Salı
saat: 23:41
Ayaz vuruyor bedenime, üst iki düğmesi açık olan gömleğimden içeri sarkıyor. Titretiyor, hasta ediyor sinsice. Boğazımda yumru oluşturuyor. Ne yutkunuyorum adam akıllı, ne de nefes alabiliyorum özgürce. Birikiyor tüm yaşam sevincim orada. Tam yeteri kadar baskıyı oluşturdukları sırada, -hani o yumruyu paramparça edecek hale gelince işte- ufak bir öksürük geliyor ve dışarı atıyor birikenleri. Bu gibi durumlarda ne günlerin önemi oluyor, ne de gözüme vuran ışığın varlığının. Ortada hareket etmeye çalışan "bi'şey" oluyor sadece. Tıpkı doğum günümde olduğu gibi, yeni yıla da önce götüm mü yoksa kafam mı girsin diye düşüneceğim, son dört saniye kala. Beklenti içinde olan ve "belki" dediğim bütün kadınları teker teker soyutluyorum hayatımdan. Soyutlamazsam eğer, çok kısa sürede o nefret ettiği adama bürüneceğim. Zaman geçtikçe, yani yaşlandıkça daha da isteksizleşiyorum, hissetmeden yaptığım sevişmelerden. Bir şekilde otuz yıldır geçirdiğim zamanı, benzer şekilde geçirmeye devam edeceğim özetle. Alışkanlıkların normalleştiği düzenin içinde rahatsız olmadan dolaştığımı sanıyorum. Yedi saniye sonra, yani yarın akşam bu saatlerde elimde bir kadeh şarap, alışkanlıklarımı değiştirmeyi hayal edip, ardından şarabın tadına alışamadığımı düşünerek, yeşil şişem ile rutinime devam ederken bulacağım kendimi. | ||
|
|
||