02 Ocak 2015, Cuma
saat: 02:00


Sevdikleri öldüğü halde aylardır odamın bir köşesinden diğer köşesine yorulmadan süzülüp duruyor, zavallı kara sinek. Odanın sıcaklığından mutlu bir şekilde, burada olanlarla yetinmesini öğrenmiş ki gitmiyor. Belki de beni yalnız bırakamıyor, kendince. Onu ilk gördüğümde kaç yaşında olduğunu sanıyordu, ya da şimdi kaçında? İlk bir kaç yıl onun için de zor geçtiğini sanıyorum. Etrafımda dolanırken, alışkanlıkla onu kovalamam, nereye konacağı konusundaki eğitimlerimiz, oldukça zor ve yorucuydu. Sonunda herkes yerini öğrendi. Gel dediğim zaman, gelmiyor. En güzeli de hiç gitmiyor.

Belki de hazinesini gömdü odamda bir yere ve onun bekçiliğini yapıyor. Yeni nesiller gelince, onu tanrı gibi görecekler mi acaba? Yeni nesile ayak uydurabilecek mi? Belki de onları geldiği ilk gün, onun son günü olacak. Etrafımda uzunca bir süre dolanacağını düşünüyorum. Belki de hazinesi benim ve beni koruyor. Amacını sorguluyor mu o da? Kendince düşünüyordur elbet. Yapması gerekenleri bir şekilde eksik/fazla yapmış ki burada kalmış. İşleyişin -alışılmış normalliğin- parçası olamamış. Bilerek veya ceza olarak, kalmış burada. Bazı geceler yeşil şişemden bir kaç yudum alıyor. Uçuşu değişiyor elbette. Sigara dumanına alıştı. İki sigara arasındaki süremde aksamalar olduğunda direk vızıldamaya başlıyor, sigara ile çakmağın arasında hızla uçup duruyor.

Elbette o da beni terk edecek zamanı geldiğinde. Belki de ben ondan önce terk edeceğim buraları. Zamana ayak uyduramayan ve her defasında birileri tarafından kurulması gereken eski saatler gibiyim. Tek başıma zaman kavramının ne olduğuna dahi ihtiyacım olmuyor. Ola ki birileri hayatıma girsin ve o saati kursun. O zaman işte başlıyor yine tik tak tik tak - catching fire- diye, ilerleyişi saatin. Sonunda varacağı o anı bekliyorum sadece. Durmasını ve eski adama dönmeyi arzuluyorum belki de.


istanbul
hosting