04 Ocak 2015, Pazar
saat: 13:34


Müzik kesildi, insanlar sustu, ısıtıcılar kapandı, karardı ortalık. Garsonlar hızla mumlarla aydınlatmaya çalışıyor ortalığı. Karşımda oturan kadının yüzünü seçemez oluyorum. Aydınlık olunca da onu tam tanıyamıyordum gerçi. Bara ondan sonra gelmiştim ve beş kere önünden geçtiğim halde onu tanıyamamıştım ve onun oturduğu masanın az arkasındayken aramıştım onu, neredesin diye, sormak için.

İnsanlardan gelen uğultular artıyor. Sessizliğin içinde şişelerin masayla buluşmalarını bile hissediyorum. Karanlıktan belli belirsiz kalan arka bahçeye açılan kapının gıcırdadığını da fark ediyorum. Karşımda duran kadının da nefes alma sorunun olduğunu. Sigaramı yakarken oluşan aydınlatmanın sonrasında, Vikinglere de benzetildim. Sakallarım iyice uzamıştı gerçi. Ben de bazı zamanlar bu sarılığımı benzetirdim onlara.

Tekrar kapı gıcırtısı. Ardından beliren, yavaşça süzülen o siyah kıvırcık saçlar. İç organlarımda anlayamadığım hareketlenme var. Yaklaşıyor usulca, attığı her adımı hissederek geliyor. Etrafındaki insanlara bakmadan, iki sıra çapraz arkamda kalan boş masaya doğru ilerliyor sanırım. Rüzgar yine yanında, kokusunu dağıtıyor etrafa. O daha yarı yoldayken, her taraf o kokuyor. Kafamı kaldırıyorum. Bakıyorum, bakamıyorum. Sonunda bakıyorum gözlerinin içine. Karşımdaki kadını unutuyorum, masanın altından uzanan bacağımla diğer masaya itmek istiyorum.

"Buradayım ben. Ve siz zavallı insanlar, beni burada gördüğünüz ve benimle aynı havayı bir süre de olsa soluyacağınız için şanslısınız." Aklında bu düşüncelerle yürüyor masaların arasında. Bakıyor etrafa, ama görmüyor. İnsanların daha net görebilmesi için, onlara farklı açılardan görüntü sunuyor sadece. Siyah elbisesi dizlerine gelmeden durmuş, bedenini sarmış. Kimseye geçit vermeyecek gibi. Üzerindeki siyah deri ceketi, soğukla savaşıyor. Çizmeleri ise dizlerinin altına kadar eşlik ediyor.

Gittikçe yaklaşıyor. Dokuz adım kaldı. Kafasını sağ tarafa doğru çevirmeye başlıyor. Altı adım kala, gözlerime çarpıyor. Duruyor. Gözleri gülümsüyor, parlıyor. Kalkmak istiyorum, sarılmak için. Sebebini bilmediğim engelle karşılaşıyorum, kalkamıyorum. Karşımdaki kadını gördüğü an, belinden göbeğine doğru bir kol beliriyor. Boynuna ufak bir öpücük kondurup, kulağına yaklaşıp, fısıldıyor. Uğultulardan duyamıyorum, bir kere daha nefret ediyorum insanlardan. Yürümeye devam ediyor. Adımları bitiyor, kafamı kaldırıyorum. Biraz uzansam sağ yanıma, temas edeceğim göğsünün alt kısmına. Kokusuna emir veriyor sanki, sadece benim etrafımda kalması için. İlerliyor, boş masaya geçiyor, bakamıyorum dahi arkaya.

Etraf aydınlanıyor. Müzik tekrar başlıyor, ısıtıcılar kızarmaya başlarken. Kapı gıcırtısı gelmiyor artık kulaklarıma. İnsanların uğultusu da bitiyor. Karşımdaki kadını görebiliyorum. Bakıyor, arzuluyor beni. Kafamı çevirmek için savaşıyorum kendimle. Karşımdaki kadına yaklaş diyorum. Uzanıyor masanın ortasına doğru. Alt dudağına odaklanıyorum. Emiyorum, bütün pisliklerime pislik katmak için. Gözlerim açık, her zamanki gibi. Kapattığı gözlerine bakmaya çalışıyorum. Kendini nasıl teslim ettiğini düşlüyorum. Arkama bakmak istiyorum, ısrarla. Yüzünün sol tarafında gezdiriyorum elimi. Başını yaslıyor, bırakıyorum öpmeyi. Nefesimi tutmadan bir yudum daha alıyorum yeşil şişemden. Elini tutuyorum. Gözlerimin içine bakıyor, hayal ediyor gecenin devamını.

Savaşım bitiyor sonunda. Kazanıyorum! Diğer adamım da kaybediyor. Sigaramdan bir duman daha alıp, yeşil şişemi bekletiyorum. Çeviriyorum yavaşça kafamı, çok uzun sürecek yolculuğa başlıyorum. En sevdiğim bütün anlarımız aklıma geliyor. Kokusu etrafımda zaten, geri kalanın gelmesi sorun olmuyor. Masasına yaklaşıyor gözlerim, hissedebiliyorum. Artıyor kokusu, kalbim yerinden çıkacak zaten. Gözlerimden önce onun yanına varacak sanırım. Aptal gülümseme sarıyor bedenimi, boş masaya bakarken. Karşımdaki kadına dönüyorum hızla. Ufak öpücük eşliğinde, tutuyorum elinden. Kalkmamız gerektiğini söylüyorum, gecenin yeni başladığını da ekleyerek.


istanbul
hosting