|
11 Ocak 2015, Pazar
saat: 16:39
Sarkıyor çığlık çığlığa bir damla, elmacık kemiğimde aşağıya. İniyor usulca, dudağımın kenarına. Hani senin ilk öptüğün yer vardı ya, oraya işte.Ben sigara dumanı ile boğuşurken, sen de günaydın diyorsun, sıcacık yatağında sol yanına yatmış halde. Heyecanın çığlığıydı başlarda, akan yaşımdan çıkan. Dudağımı terk edip çeneme doğru giderken, eğildim usulca. yolda hızla eğitmiştim onu, intihar komandosu olmuştu artık. Gözlerinin altına kömür dahi sürmüş şapşik. Dudağımı terk edip, çeneme doğru ilerlerken, kalkıyor ayağa ve sonsuz boşluğa üç santim kala göğsünde hissediyor rüzgarı. Saçları olsa, kesin dalgalanırdı. Çığlıkları şarkıya dönüşmüş, sözlerini sallıyor kafasından, tıpkı ben gibi. Ezberciliği sevmediğimi hemen anlamış. Doğaçlamadır, plansızlıktır hayat. Düzenin içinde gitmeyi herkes becerebilir, sıkıyorsa içinizden geleni dinleyin. Ben mi? Boş ver beni, ben genellemelere dahi alınmayan aciz bir adamım. Kafasını sallar gibi yapıyor, rüzgarı hissetmeye devam ederken. Son adıma yaklaşırken kapıyor gözlerini. Ola ki onun da gözünden bir damla yaş akarsa, al sana paradoks. Temkinli, sevdim keratayı. Açıyor kollarını iki yana, düşerken aşağıya. Bedenimden akıp giden parçanın, sonsuzluğa doğru ilerlemesi canımı yakmıyor. Tıpkı bıyığımdan kopardığım bir dal gibi, önemsiz. Bir sigara daha yakıyorum, giden geleni aratsa da yeri dolmalı. Dengeyi sağlayabildikten sonra ne önemi var yaş olmuş, baş olmuş, taş olmuş, duman olmuş. Yaşa, başa, taşa oturmuyorum ne de olsa. | ||
|
|
||