13 Ocak 2015, Salı
saat: 00:19


Sonra yok efendim aşk acısı, yok kimseyi istemiyorum çevremde falan. Geçeceksin onları efendi! Oturmuşsun bu soğukta sıcacık evinde, dertleniyorsun kendince. Pencereyi açtım az önce. Rüzgar öyle bir vurdu ki soğuğu yüzüme, ayılmak istesem de kapatıp, içeri kaçmaya yeltendim. Sesleri duydum sonra, masum miyavlama sesleri. O soğuğa aldırış etmeden, sesimi duyan kediler geldiler camın dibine, sığındıkları yerden. Besledim elbette biraz, utanarak. Diyorum ya işte, ben sadece iki tanesini görebildim. Ve kendimden, benim gibi rahatına ermiş insanların hiç bir şey yapmadan oturmalarından tiksindim. Ancak konuşuruz, icraata gelince tembellik vol. bilmem kaç!

Sonra vay efendim neden yaşıyorum ben, onsuz hiç yaşayamam, amacım ne buraya gelmekteki... Uzar da gider liste. Tiksiniyorum kendimden. Her zaman tiksinirim ama bu sefer daha farklı. Nefsimizin önüne geçip, paylaşamıyoruz. Aşk acısı çeken kadınlara ne de güzel empati yapan ben, bir çıkarım olmayınca sus pus kalıyorum. Kal bakalım efendi o soğukta sabit iki saat de gör ebenin örekesini. Hoş ısındıktan sonra üşüdüğümü de unuturum. Eskiye dönerim hemen. Geçmişi, acılı geçmişi silip atmak kolay.

Dünya herkese yeter be! Ama lanet olsun ki yapamıyoruz fazlasını. Azını da yapamıyoruz gerçi. Gözümüz aç, gözümüz. Dünyanın en büyüğü olsan dahi, sonunda aynı yerde buluşacağımızı bile bile, yoldaşlarımızı eksik bırakıyoruz. Çıkar tabi isyanlar, iç savaşlar, tecavüzler, gasplar... Biz kaşınıyoruz, biz izin veriyoruz bunlara. Evet, biz sıcak evinde oturanlar bunun olmasını istiyoruz belki de. Herkes, sıcak evinde oturan herkes yarın çıksa kendince yapsa bir şeyler, doyursa birinin karnını, giydirse üşümüş bedenini, bulsa bir iş çalışabileceği... Belki o zaman güneş daha çabuk doğar bedenlerimize. Arındırır bizi tüm karanlığımızdan. Çıkartıp, atar içimizdeki aç hayvanı dışarı.


istanbul
hosting