10 Şubat 2015, Salı
saat: 03:38


Bazen çok sevdiğiniz aynı insanlarla,çok sevdiğiniz aynı yerde,çok da sevmediğiniz bir günde,fakat diğer günlerle aynı saatte ezberden cümleler kurarsınız.Her şey normal seyirindedir,öyle ki,içtiğiniz biranın ne zaman bedeninizden çıkmak için sizi rahatsız edeceğine kadar biliyorsunuzdur.İçinizde bi’ yerlerde huzursuzca sıradanlığınızla boğuşur hatta boğulurken,bir yandan da sahip olduğunuz bu dinginliği kaybetmekten delicesine korktuğunuz böyle zamanlarda,daha önce fark etmediğinize önce şaşırdığınız,sonra üzüldüğünüz,ardından da bilgisine erişebilmiş olduğunuza sevindiğiniz detaylar çarpar zihninize.Öyle bir şey oldu da geçenlerde.
İnsan hayatında istisnası,yaşanmamışlığı olmayan tek şey dönüm noktalarıdır.Cenap abi var bizim,her gün gittiğimiz barın sahibi.Henüz 40lı yaşların ağırlığı çökmemiş omuzlarına,fakat 30unda da değil artık. Pazartesi hariç (neden bilmiyorum) her gün aynı şeyi giyer,aynı kupadan çay içer,normalde sağ elini kullandığı halde,kupayı sol elinde tutar.Asla tıraş olmuyormuş izlenimi verir,belki de gerçekten asla tıraş olmuyordur.Güldüğünde tütünden sararmış dişlerini görürsünüz ve nedense bu sizi rahatsız etmez.Konuştuğunda ise dişlerini sıkar ve sadece dudaklarını oynatır.Bu kaba tasvirim onu sempatiklikten alabildiğine uzak biri yapsa da,yeterince tanıyorsanız,gördüğünüzde gülümsemeden edemezsiniz.’Geçenlerde’ diye bahsettiğim o gün,oturuyorum tek başıma.Geldi yanıma ve muhabbete başladık.16 yaşında bir bankaya molotof atmış.8 sene hapis yatmış,örgüt üyeliğinden.24 yaşında çıkmış hapisten.Hiçbir adamın bir zamanlar çocuk olduğunu düşünmeyiz zaten ama,çok azımız gerçekten hiç çocuk olmamış adamlarla karşılaşırız.’Vay be abi,hiç de çaktırmıyorsun’ deriz o adamlara.Nitekim sizin yorumlarınıza ihtiyaçları yoktur o adamların.Sadece anlatmak istedikleri için anlatırlar,’Dur sana bir çay daha getireyim’ der,giderler.
Bazen bir gençlik hatası olur bu dönüm noktası,bazen talihsiz bir kaza,bazen yanlış bir seçim,çoğu zaman da akıl sır erdiremediğimiz tesadüfler.
Ben mesela bütün renkleri sever yeşili sevmezdim.Neden bilmiyorum.Bir bebeğim vardı küçükken,zaten tek bebeğimdi,onu da sekiz saat balkonda oturup dışarda oynayan çocukları izlemeyeyim diye almışlardı sanırım.Bayramlarda seyranlarda mesaj çekmekten başka bir bağımın olmadığı teyzem bir elbise örmüştü ona,istememiştim böyle bir şey yapmasını ama yakınmışız meğer ben küçükken teyzemle,yeşilin en iğrenç tonundaydı sanırım o elbise de.Nefret ederdim elbiseden de bebekten de.
Bundan üç sene önce,hiç geri gelmeyecek yazlardan birindeydim.Yazlar böyledir zaten,hiçbir zaman geri gelmezler.Şu an neredeler,napıyorlar,nasıllar hiç bilmediğim üç arkadaşımla,normalde hiç gitmediğim bir barda oturuyoruz.Tesadüfler işte,mantıksal süzgecimizden asla geçemezler,o yüzden çoğunlukla hayatımızdaki evreleri belirler,birer dönüm noktasına dönüşürler. Bi’ bira içip kalkacağım,aklım az önce aldığım kitapta.Kitabın ismini hatırlamıyorum,kapağını da,o zamanlar içtiğim sigaranın markasını da.Hatta o zamanlar neye benzediğimi de hatırlamıyorum.Nasıl konuştuğumu.Saçlarım kısa mıydı yoksa orta boy mu?Hiçbir zaman uzun saçlı olacak kadar sabırlı olamadığım için o seçeneği eliyorum.Nelerden bahsetmiştik o gün? Neler olup bitiyordu,inanın bilmiyorum.Neyse lafı fazla uzatmayayım,bir çocuk girdi içeri,çocuk diyorum ama,şimdilerde fark ediyorum,hiç çocuk olmamış bir adamla ilk karşılaşışım o zamanmış.Ya da zaten içerdeydi ayağa kalkmıştı,masa değiştiriyordu,belki de bir arkadaşına selam veriyordu,hafızamı zorlasam bile ihtimaller üzerinde oynayabilirim ancak.Zaten çok da önemli değil o kısmı.Üzerinde nefret ettiğim bebeğimin,nefret ettiğim elbisesinin renginde bir tişört vardı.Kafamı kaldırıp baktım,kaçamak bir bakış değildi bu.Baya baya diktim gözlerimi,bir denklem çözmeye çalışır,bi yerlerde okuduğunuz karmakarışık bir cümleyi anlamaya çabalarsınız ya,öyle bir bakıştı.Gözlerimi kıstığımı hatırlıyorum.İlk görüşte aşk değildi,etkilenme değildi,beğenme değildi,hayranlık değildi.Kalbim hızlı hızlı çarpmıyordu,terlemiyordum,suratımda duygu belirten herhangi bir ifade yoktu.Bir şeyler çalmaya başladı kafamın içinde,sonra hiçbir şey olmamış gibi kafamı çevirdim,bir şey olup olmadığından da emin değildim zaten,ne o baktığımı gördü,ne de herhangi biri.Kalktık bardan,eve dönüyoruz arkadaşımla.
’Yeşil tişörtlü çocuk ne kadar hoştu ya’ dedi.
’Yeşili çok severim.’dedim.
’Özellikle de o tonunu.’


istanbul
hosting