|
15 Şubat 2015, Pazar
saat: 19:01
Ölmek o kadar korkutucu değilmiş anne, biliyor musun? Arada izin veriyorlar, sizlerin -ben gittikten sonra- neler yaptığınızı görmeme. Evet, ölmeden önce canım yandı. Ya tamam, çok yandı. Geçen hafta kafamı çarptığım gibi değil. Gözyaşlarım akarken bile, elmacık kemiklerimi kesen cam parçacıklarına dönüştüğünü hissettim. Ama olsun, geçti o ızdırap anları. Zamanın ilk kez donduğunu gördüm bir de. Bir saniye ile diğeri arasına ömrümü sığdırdım. Öldüğümü sandılar, duyuyordum konuşmalarını. Sesler geliyor ama anlayamıyordum. Başlarda o soğuk bedenimin ısınmasını, pişman olduklarından ötürü beni tekrar hayata döndürmek için olduğunu sandım. Belki de yardıma birileri gelmişti. Hemen iyileşirim ben ne de olsa, senin kızınım. Daha çok işim var zaten. Eve gelip, sabah söz verdiğim ütüyü yapmam lazım. Derslerim bu ara hafif olduğu için, o yorgun bedeninin her işi yapmasına gönlüm razı olmuyor. Ağrılarım çok fazla, vücudum delik deşik ama iyileşirim yine de. Senin varlığın bana bir şey olmasını engeller. Babam da arkamızda zaten. İkimizin yetmediği yerde devreye girer, çeker bizi olduğumuz yerden ve sonra geçer yine televizyonun başına, en sevdiği programları izlerken çayını getiririm ona hemen. Ama yok, bu sıcaklık gittikçe artıyor. Canımı daha çok acıtıyor. Az önce hayatım boyunca çekmediğimi söylediğim acı bile bu kadar değildi. Her seferinde daha fazlasını hissetmek ve bağıracak gücümün bile olmaması, bağırdığım anlarda da bunun boşa olması, tıpkı o karanlık gecelerimde gördüğüm kabuslarım gibiydi. O kabuslardan biri olsa da keşke, hemen yanıma çağırsam seni. Kokun sarsa her yanımı ve koruyucu kalkanım olsan her zamanki gibi. Bedenimi bu hale getirirken, sizin bana fiske dahi vurmadığınız aklıma geliyor. Zaman geçtikçe acıya alışıyorsun ya da hissetmiyorsun artık. Farklı şeyler düşünmeye başlıyorsun. Tekrar o gülümseyen fotoğraflarımı çekemeyeceğimi. En sevdiğim latteyi içemeyeceğimi. Sana bir daha sarılamayacağımı. Babamdan dışarı çıkmak için izin istemeyeceğimi. Bana harçlık verirken, yüzümün bir daha kızaramayacağını. Bakışlarına hayran olduğum, o çekingen çocuğu bir daha göremeyeceğimi. Her sabah ben gitmeden bana kahvaltımı zorla yediremeyeceğini..... Bugüne kadar yaptığım her şeyi bile düşündürmediler bana, biliyor musun? En azından o günleri biraz daha düşünebilseydim... Sanırım artık gözlerim yok. Derim, bedenim iyice yandı ve gözlerim de o sıcakta kurudu, yok oldular. İnsan etinin kokusu da çok garipmiş. Neden bunu yaptılar ki bana? Keşke böyle bir şey yapacaklarını bana söyleselerdi de ben de konuşarak onların hikayelerini dinleseydim ve onlara insan gibi davranıp, bu sorunlarını çözmeye çalışsaydım. Ya da illa bir bedene ihtiyaçları varsa da cebimdeki bütün paramı verseydim de bu işi para karşılığı yapan birine gitselerdi. Anlayamıyorum anne, anlayamıyorum. Canımı her şey çok yaktı. Ben ne hayallere sahiptim, daha o kadar çok uzun bir yolum vardı ki böyle bir gecede başlamadan biten hayallerim bile, ben giderken ağladılar... | ||
|
|
||