|
20 Şubat 2015, Cuma
saat: 13:20
Yoktu hayattan beklentisi. Korkuları da sadece aids olmaktan öteye gitmiyordu. Ölüm onun için acı çekmediği sürece problem değildi. Gecenin yarısını çok az geçe, sarhoş bedeni ile arabama bindi. Cümlelere tamamlanamayan kelimeler süzülüyordu dudaklarından. Adını söylerken bile düşündü, biraz bekledi ve doğru sesleri çıkartabileceğini düşündüğü an haykırdı; Ezgi. Çok değil, daha iki saat önce aynı yolda, başka kadın vardı yanımda. Bana karşı hayalleri olan, onları kurmaması için savaşan. Gideceğimi, aslında hiç gelemeyeceğimi bile bile yaklaşıyordu bana. Ben ise sadece şimdiki zamanda yaşayan, geçmişin tadını unutamayan bi adamdan öteye gidemiyordum. Ezgi'ye baktım sonra. Aradan saatler geçse de hepsi saniyelere sığabiliyordu. Geçen gün, üç saniyede sakallarımın uzadığı gibi... Zaman olgumu yitiriyorum iyiden iyiye. Yaptıklarım, yaptığım ve bazen de yapmak istediklerim... Karışıyorlar birbirlerine; kadınlar, şehirler, içkiler, saatler... Çınlıyor hala kulaklarımda, devrik cümlemsi kelimeleri; "Sen yalnızsın Bulut, ben ise sevgilisizim." Haklıydı, yarın da haklı olmaya devam ederken, ben başka bedenlere sarılıp kalacağım. O da başka adamlarla dolduracak sevgisizliğini. Omzuma yatması, onu sadece öpmem, ne kadar arzulasam da ileriye gitmemem.. Eksik yanımı dolduruyorum sadece, saçmalıyorum belki de... O bunları söylerken, ilk kez neredeyse inkar etmedim, karşı çıkmadım. Kabullenişim oturdu iyice. Yarını olmayan, yarınlar için suni boğuşan, yarınların karanlığına doğru koşan bir adam... www.youtube.com/watch?v=O1wDihZNQyQ | ||
|
|
||