10 Nisan 2015, Cuma
saat: 07:55


Okuduğum güncelerde kendini depresif hissedenlerin çoğu -anladığım kadarıyla- Ankara'da. Arada böyle şakalar yapar bu şehir, hemen karalara bağlamayın. Baharın kokusu yeter gelince, yükseeek kavak ağaçlarından polenler yağacak, alerjiklerin burnu ishâl olacak hapşurmaktan. Sonra sabahları "vuuk vuuk" diye öten, ama asla görünmeyen o kuşun sesine uyanacaksınız. Gökyüzünde asla bulutsuz, güneşsiz bir mavilik de olmaz bu şehirde. Daha siz farketmeden kestane ağaçları bir anda yeşillenecek. Güzeldir Ankara baharı, kardan sonra cıvıl cıvıl olcek.

Bu pastoral girişten sonra sigara içemeye bir balkona uğradım. Götüm dondu. Böyle havanın anasını avradını sikiim dedim, kaçtım içeri.

Bütün yaşamım boş vakitten ibaret olduğu için bulaşmadığım saçmalık kalmadı. Bi ara Çinceye sardıydım, bıraktım. Sonra Roma tarihine bulaşınca Latinceye bi bakayım dedim, çok hoşuma da gitti ha. Ama insan işi değil. Ovidius'un Aşk Sanatı'nı aldım bu yüzden. Gel gör ki, bir sayfası Latince diğeri Türkçe. Latincesine bakıyorum, anlayamıyorum ya, koyuyor. Sikerim dedim, bıraktım. En azından cümledeki ana fikri kapsam tatmin olacaktım. Olmadı, öyle kaldı kitap.

Boş beleş adamların huyudur. Acayip emin bir şekilde bir işe başlarlar böyle, sonra yarım yamalak bırakırlar. Çünkü eni sonu şu düşünce boğazı düğümler. "Ee bunu öğrendin, noldu? Lan dümbük git para kazan, evde ailenle kalıyorsun şu yaşa gelmişsin".

Geçim derdi dediğimiz "survival" durumu olmasa, ne bilim lotodan falan para çıksa hiç öyle Dünyayı falan gezmem. Parayı basarım özel üniversiteye Kimya okurum. Benim jeolojiyle içli dışlı bir bilim dalı, ooh.

Nereden nereye geldim amk. Yazıyoruz işte, günce yazmanın amacı da odur zaten. Kendini sağaltmak için. Neyse, bu da başka bi güncenin konusu olur.

istanbul
hosting