14 Nisan 2015, Salı
saat: 17:23


Elin Madridli İspanyolu beni rakı içmeye davet edince pek şaşırdım. Kendisine iğrenç bir pastırma, humus, feta, tarama, patlıcan gibi rakıyla ittifak halindeki mezelerden toplayıp götürdüm. Ama ne oldu?

Domuz jambonu ve cips ile karşılaştım. Üstelik getirdiğim mezeleri açmadı bile. Ayrıca kadehe önce 3 tane buz doldurdu ve "yeter mi" dedi? "Çıkar ulan o buzları oradan" diye haykırmamın akabinde, oda sıcaklığındaki rakının üzerine çeşmeden su doldurdu. Rakı bana, ben rakıya gözyaşları içerisinde bakıyorduk... Sonra uyanamadım, zira rüya değildi.

ardından elmalı nargilesini hazırladı. karaktersiz mısır işi bir nargileydi. aynı derecede karaktersiz evde kullanmalık kömürü çakmakla ısıtıp üzerine koydu... rakı gibi, mecburen takıldık...

çalan tek mantıklı parça aerosmith - dream on olarak aklımda kaldı. Abba falan duyunca zaten şuurumu kaybettim ve "geç oldu anam" diye kalktım.

be pezevenk. sen ne özeniyorsun bilmediğin şeye. sen yap bana bir sangria, yapıştır bir paella veya ne bileyim boğa taşağı pişir. sanane rakıdan falan.

sanırım bu acı dolu anılar nedeniyle gece garip rüyalar gördüm:

doktorama bir hastanede devam ediyormuşum. ama öte yandan üniversiteye de devam ediyormuşum, neden bilmem. normalde otobüsün geçmediği bir yoldan geçen otobüsle hastanenin önünden geçiyorum. birden doktora çalışmalarımı sürdürdüğüm hastanenin yandığını görüyorum ama otobüsten inemiyorum. üniversiteye kadar gidiyorum ama hemen geri dönüyorum.

binanın girişi ve sağ tarafı yanmış sanıyorum, sol taraf, yani benim derslikler falan sağlam duruyor. hocalar bir odaya toplanmış, geldiğimi farketmelerine rağmen farkında değillermiş gibi davranıyorlar.

sınıfları kontrol etmek için koridora çıkıyorum. kuzenimin kızı beliriyor karşımda, ama 20 sene önceki haliyle. "ben sana yardım ederim" gibi bir şeyler diyor. benim sınıfıma, ne demekse o, gidiyorum ve masaların etrafa dağıldığını görüyorum, herhangi bir yangın izi yok.

başka bir kapıyı açıyorum ve saraya benzer bir yer çıkıyor karşıma, eski bir kütüphane, antika koltuklar. "derslere burada devam edeceğim" diye konuşurken hocalardan biri geliyor ve "utanmıyor musun XXX hocanın odasını karıştırmaya" diye kızıyor bana. "yangın var hocam ne karıştırması, bakıyorum sadece" diye kızıyorum kendisine. sonra sinirle dışarıya atıyorum kendimi.

dışarıda bir sürü siyah araba ve polis var. yangınla alakalı sanırım diye yürürken beni durduruyorlar ve arabaların birinden savunma bakanı iniyor. yakın arkadaşmışız gibi kafasıyla selam veriyor. aynen selamlıyorum. yola çıkıyorum. uyanıyorum. biraz terlemişim...

hayırlısı olsun mu desek? allah ıslah etsin mi desek? yoksa ne desek?

istanbul
hosting