15 Nisan 2015, Çarşamba
saat: 11:17


Dün oyunumuzu bir kez daha oynadık. Ama hiç istemeye isteme oynadık bu kez. Gerçekten çok acayip yorgunluk oluyor çünkü. Mesela şu an ölmek üzereyim. Gerizekalı M.'ın imkansız deadline'ları sebebiyle de daha servisteyken stres küpü oldum. Hah ne diyordum, oyunum. Sahneye çıktığımda kötü değildim, ama görevini bitirip gitmeye çalışan biri gibiydim, çok yüksek oynayamadım yani. Tam sahnemin ortasında ELEKTRİK KESİLDİ! Sahnede kaldım mal gibi. Cümleme devam ettim, ortalık kapkaranlık. Rol arkadaşım bana cevap vermedi, iyi ki de vermedi. Çünkü karanlıkta oyuna devam etmek hiç de iyi olmazdı. O an pause'a basılmış gibi kaldık. Seyircilerden birinin yanındakine "rezalet" diyişini duydum ve inanılmaz tepem attı. İçimden "sen şimdi görürsün rezaleti" dedim ve 20 saniye sonra jenaratörün devreye girmesiyle ışıklar yanınca hiçbir şey olmamış gibi kaldığım cümleden devam ederken bu sefer daha yüksek oynadım. Oyunun bitmesine yakın "Julia! Bu kadar da pısırıklık olur mu kuzum? Niçin hakkını aramıyorsun! Niçin baş kaldırmıyorsun! Niçin bu haksız bu zalimce davranışa kafa tutmuyorsun! Bu kadar hileden hurdadan uzak, bu kadar masum, bu kadar... coman direj... (bu kesin böyle yazılmıyor da, neyse) bu kadar dobra dobra konuştuğum için affet, bu kadar budala olmak gerçekten mümkün müdür?!" derken Celal Hoca'm bana hep "devrimci kızı oynama, deli bir kadınsın sen, çıldırman gerekiyor, devrimci kız oluyorsun" diyordu. Bu kez elektrik kesilince içimden "devrimci kızdan yürü" dedim. Öyle oynadım :D Alkışım yerindeydi. Az kalsın devrimci kızı abartıp, elektrik kesintisine atfen, oyunun sonunda "Alkışlıyoruz, milletçe alkışlıyoruz" dicektim :D

Ah bu da böyle bir anımdı güncecim. Stres küpü olmaya ne gerek var yaaa! Hayat güzel. Gracias a la vidaa! Ben bir kahve yapıciim, ister misin?

istanbul
hosting