28 Nisan 2015, Salı
saat: 01:59


Taze bir hisle yazıyorum. Vücudum gerginlikten titriyor şu anda. Ne yapayım dedim, aklıma burası geldi. Kusmam gerekir.

Skayp'ta konuşuyoz iki genç benden 10ar yaş küçük ikisi de mühendis çok çok seviyorum bebeleri. Biri zaten anamın iş arkadaşının oğlu, kardeşim gibidir. Öbürü de çok tatlı bi insan.

Ama bakın, kendinize orospu çocuğu dedirtmeyin. Çok sevdiğim için kalp kıramıyorum. Yapmayın etmeyin. Şöyle gelişti diyalog:

"Muşkenu abi, şimdi sen körsün ya, savaşta da bi bok yapaman, sen ne işe yarıyon hiç sordun mu kendine?" diye espri yaptı. Gene kıvırdım geyiğe vurmaya çalışıp, çünkü çok seviyorum. Ama adalet de istiyorum. Öyle bir diyet ödesinler ki "keşke yapmasaydım" diyebilsinler.

Yok, bu gece, o bebeye veremediğim cevapları türlü türlü alternatifleriyle düşüneceğim, çare arayacağım. Ama nafile. Bu iç sıkıntısı o anda veremediğin cevapla sönüp gitmiş olur. Ve uyutmaz.

İşin en kötü tarafı da şu. Evet, doğru söylüyor. Ben de soruyorum ne işe yarıyorum diye. Hiç bi işe. Mesela bu yüzden intihar etsem, geberip gitsem o orospu çocuğunun vicdanında yara açarsam işe yararım. Ne kadar pasif/edilgin bir tepki biçimi. Ama ne kadar etkili olurdu! Herkes onu suçlayacak, o kendini suçlayacak, asla düzeltemediği bir hatası yüzünden vicdanının hayaleti sürekli o zayıf boğazını düğümleyecek. Tıpkı benim gibi, asla düzeltemeyeceğim bir hatam yüzünden bu hissi sürekli yaşıyorum ben de.

Neyse, öbür "kardeşim gibi" dediğim çocuğa söyledim. "Uyar" diye.

Normal insanların böyle dertleri olmuyor değil mi?

5 dk geçti.Böyle zamanlarda ya ağlarım, ya da Beethoven dinlerim. Bu herifin özel bir yeri vardır bende. 16 yaşımda ilk ameliyat olduğumda eski telefunken teypi getirmişti annem kulaklıkla. 2 gün gözlerimin ikisi de kapalı hiç kafamı oynatmadan sırtüstü düz yatmam gerekiyodu hastanede. Hep o 9. senfoniyi dinliyordum. O sıkıcı 3. satz'ı sarıyodum tabii. Hâlâ da sevmem.

Adam kendi yarattığı eseri hiç duymamış. 30 yaşından sonra hiç birini duymamış. Nasıl bir bağ kurduysam herifle. Aşık olduğumda, karılar reddettiğinde, böyle zamanlarda vs hep bu adamı dinler oldum. Bazen de acayip gaza geldiğimde dinlerim. Hâttâ Balzac'ın Cesar Birotteau'sunda bahsettiği o Choral Fantasy'si gibi tesadüfî şekilde de keşfettim. En ilginci de Vivid pornolarının birinin arkaplanında 7. senfoni çalıyordu.

Ergenliğimde kendimi çok özdeşleştirirdim. Tabii benden bi Beethoven çıkmaz artık. Ama bu herifin eserlerindeki her iniş çıkışı, her sert vurguyu ve arındaki serin düşüşü ve o görkemli finallerini sanki bir tek ben anlayabiliyormuşum gibi hissetmek, rahatlatıyor.

Ağırlaşan işitme problemi yüzünden intiharı düşündüğünde vasiyetnamesine şöyle bişiler yazmıştı: "Etrafımda bu kadar çok düşmanım varken nasıl 'ben duymuyorum, daha yüksek sesle konuşun' diyebilirim?". Adamın derdi duymaması değil ki, çevresindeki yüzlerce orospu çocuğu! Bütün öfkesi, tutkusu, içindeki her karmaşayı aynen eserlerine yansıtmış işte. Hepsini duyumsuyorum.

Hayatımın her zor anında bu adam vardı. Benim için tanrı gibi bir şey Beethoven. Gene aynısını yaptı. Rahatladım, sanki eserlerinde ansızın parlayan her sert vuruşta benimle beraber öfkeleniyor. İnsan kendisinin anlaşıldığını hissedince rahatlar ya, Beethoven da beni anlıyor sanki, biraz da ağlatıyor işte...

istanbul
hosting