05 Mayıs 2015, Salı
saat: 01:27


Sanat en güzel terapilerden biri. Her insanda böyle bir şey olmalıdır, amatörce, çocukça ya da profesyonelce.

Bugün ona göndereceğim hediyeyle uyumlu, beni sembolize etsin diye 4 tane ataştan küçük gözlük yaptım. Çok uğraştırdı ama şirin oldu. Penseyle eğip büküp keserek hallettim. Epey bir odaklandığım için (malum, aşk acısı, beyinde dikkati odaklayan dopamin nörotransmiterini pompalıyor) başka bir şey düşünmedim.

Yarın gene dışarı çıkacam, bi kaç işim var yapmam gereken. Elimdeki "yapmam gereken iş" bittiğinde oturup karakaleme dönecem. Eskiden bir şeyler karalardım, baktım karı-kız pek ilgilenmiyo, bıraktım.

Aslında şöyle bir şey de var. Bir olayda en iyisi ben olamama ihtimalim varsa, o işe pek girişmem. Gerçekçi değil, ama öyle bir yapım var amk napim? Resimde de benden çok çok daha iyileri var, ve oalcaktı da, o yüzden hiç profesyonelce girişmedim.

Ama hep hayal ettim. Hele bu empresyonist akımından çok etkilendiydim bi ara. Artislik olsun diye de sağa sola yazıyordum. Ama o kadar bana uygundu ki. Burada birazcık bahsetmesem olmaz, hem de kafam dağılıyor.

Normalde nesneler, kafamızda bir idea formunda belirlidir. Kayık deyince, şekli bellidir, rengi bellidir. "Kayık çiz" dendiğinde, o kafamızdaki formu aktarmaya kalkarız.

Empresyonizmde tam tersidir, önce nesneyi görürsün, ve gördüğünü çizersin. Mesela doğada hiç bir nesne birbirinden konturlarla ayrılmaz (hani önce çizersin sonra içini boyarsın ya, işte o dış hatlar, kontur). Biz onları ayrı nesneler olarak bilincimize çıakrdığımızdan resme aktarırken konturlarla şeyderiz. Oysa, alacakaranlıkta, yüzen bir kayık, denizin mavisi, havanın lacivertiyle birbirine girift bir hâle gelir. Tahta rengi sana olur, mavinin bilmemne tonu. Onu denizin yansıyan mavisinden ayıramazsın kolayca.

İşte bu yüzden Monet, "Impression, soleil levant" eserinde (gugıl amcaya sorun, çok tanıdık bir resim, görünce şeydersiniz), ne görüyorsa, fırça darbeleriyle "izlenimini" yani impression'unu yansıtmış.

Koskoca Da Vinci, Carabaggio bunu bilmiyor muydu sanki daha önce amk? Ne ilginç dimi. Rönesans resimlerine bakın, alakasız bir yerden bir ışık yansır. Doğada yoktur öyle ışık. Ama Monet'nin ve takip eden empersyonistlerin hiç birinde "görünen dışında" bir ışık yoktur.

Neyse, fazla uzatmadan, işte bende 25 derece miyopumla ne gördüğümü aktarmak isterdim, iyice işin tekniğini okuyup öğrenip. Bunun okulu olmadan da olmaz.

Ben naaptım? Millet Hacettepe'de, ODTÜ'de "abi sevişmek çok güzel yeaaa" deyip fındık fıstık yerken, gittim Adana'da şişme bebek siken adamlarla içip "vay amuğagoyim lan ahua garı ehue" böğürmeleriyle jeoloji okudum. Gerçi hakkını yemeyeyim, Adana'yı çok severim. 9 yıllık öğrencilik hayatımın son 4 yılında çok güzel insanlarla geçirdim. Gene karı-kız pek yoktu, olanla da (işte bu kızla) sevgili oldum, ama güzeldi.

Ne diyorduk? Sanat ve bilim. İnsanın en yüce değeri olan emeğin ulaştığı zirvedir bu ikisi. O yüzden sanatçıları ve bilimcileri çok kıskanırım. Bi de bi sürü kadınla yatan ve grup seks yapan herifleri çok kıskanırım.

Öyle işte. Gene uykusuzluk bastırdı. İngilizce bilenler için "how art made the world" belgeselini tavsiye ederim. Bilmeyenler de gelsin benle izlesin anlatayım, sadece kızlar ama. By günce



istanbul
hosting