|
07 Mayıs 2015, Perşembe
saat: 01:24
Saat 19.00 civarı, onun doğum günü. İşten eve geldiği vakitler. Hediye eline geçmiş olmalı diye düşnüüyordum. Evde delirmeyim diye çocukluk kankamın (Singapur'daki bebe) evine gideyim dedim, ailesiyle aram iyi. Bir de baktım o arıyor. Balkona gittim, açtım "alo?" dedim, "Ku" dedi, ağlamaya başladı. O ağladı ben ağladım, sayıkladım. Ağladıkça ağlaştık. "Benim senden tek istediğim buydu, seni nasıl bırakabilirim?" dedi. Onun da günleri bok gibi geçmiş. Hep aramamı beklemiş, ama bi yandan o da yetmez demiş. Onu önemsediğimi, onun için ve hatta "biz" için çabalamamı beklemiş. Yolladığım hediye de peluş inek (öküz diye yolladım). Bir de yanına not yazmıştım. Asıl o notu beğenmiş, okurken ağlamış. Öyle "aşkım, seni şöyle seviyorum böyle ölüyorum" yazmadım. "Bir varmış bir yokmuş, bir Öküzle bir Kuzu varmış" diye ilişkimizi masal diliyle anlattım. Bir de öküz için ataşlardan gözlük yaptım. Ağladık, kavuştuk. İş güç sıkıntısı hâlâ var, ama umut geldi. İyi de yaptı aslında. Anlatırken hiç "neden böyle yaptı" demedim, anladım onu, tek istediği buydu. Benim yaşamıma da hareket getirdi bu süreç. Hâlâ beynimin kimyası tam düzelmedi tabi. Ama mutlu sonla biten ender ayrılık hikayesi oldu. Kuzum benim. Şimdi de ağlıyorum, ama bu başka... Bambaşka.... | ||
|
|
||