|
09 Mayıs 2015, Cumartesi
saat: 06:31
Bir şeyi kaybetmekle bulmak arasında geçen sürece ne denir eğer aramıyorsan? Bulmam gereken bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorum. Bir zamanlar vardı. Sanırım. En azından olduğunu düşündüğüm zamanlar oldu. Şimdiyse olmadığına eminim ama geri döneceğini de biliyorum. Geri döneceğini biliyorum ama bekliyor da değilim. Arayamamanın getirdiği mecburi eylemsizlik bir bekleyiş değil. Anlatamıyorum. Ne olduğunu bilmediğin şeyi anlatmak zor. Bir şeyim vardı. Artık yok. Yine olacak. Zaman geçiyor. Ben burda. O başka yerde. Belki o beni arıyordur. Ben aramıyorum. Belki o bekliyordur. Nereye beklendiğini bilmeden gitmek zor. Gidemiyorum. Ben beklemiyorum. Devam ediyorum. Bir şekilde devam ediyorum ama eksik bir şey var. Eksik kalmak istemiyorum. --- Aslında buraya yakınlarda tanıştığım biriyle konuşurken tesadüfen söylediği bir şeyle ikimizin de Sertan'ı tanıdığı sonucuna ulaştığımızı yazmak için gelmiştim. Nefis bi çocuktu dedi. Öyleydi dedim. Ölmüşleri romantize etmeye yatkınlığımızdan mı yoksa gerçekten öyle olduğundan mı diye düşünüp onu en son 12-13 sene gördüğümün farkına vardım. Belki öyleydi. Belki de olacaktı. Ölüm hayat gibi değil. Hayatı yaşıyorsun bitiyor. Öldükten sonra da parça parça ölmeye devam ediyorsun. Neyse ki bir parça Sertan'ı ben, kantindeki son camın önündeki kalorifere oturmuş, bacaklarını uzatıp ayak ayak üstüne atmış, kolları her zaman dirseğinin altına kadar kıvrılmış gömleği ve sadece çocuklarda bulunabilecek muzurluktaki gülümsemesiyle bana aşkla baktığı bir anda yaşatıyorum. | ||
|
|
||