|
22 Mayıs 2015, Cuma
saat: 22:11
ilişkinin en başından sevdiğiniz kadının üstüne çok düşmeyin. ''tavlamaya çalışmamak'' en iyi ''tavlama'' biçimi olabilir. bunu bir düşünün! bir insanı etkilemenin yolu öncelikle kendinden emin olmaktan geçer geçmişteki -o darbe yediğiniz- acılı aşk hikayenizi de kullana kullana aşındırdınız. artık bunu kullanımdan çıkarın. çok az kalmıştır diyorum çünkü kadınların erkeklerden istek ve beklentileri sonsuzdur. önüne geçemezsiniz. saat: 22:16 ki sene evli kaldım. oncesinde uc sene de eski esimle beraber yasadık. daha da oncesinden iki senelik de sevgililigimiz var. aradaki kesintiyi sayarsak 7,5 sene, saymazsak 10 senedir birlikteydik. artık oyle bir hal almıstı ki basladıgı cumleyi ben bitirebiliyordum. anlattıgı butun hikayeleri biliyordum, o tekrar anlatıyordu, ben ictenlikle tekrar guluyordum cunku cok hevesli anlatıyordu. bir bakısından, bir durusundan ne demek istedigini anlıyordum. butun acıklarını ezbere biliyordum. ne bileyim, coraplarını salonun ortasında cıkarır, ve ben benim tatlım gene burada cıkarmıs diye toplarım, soylenmem, cunku huyu boyle. veya yazları alerjisi tutar, cok guneste oturamayız, cunku durmadan burnunu ceker. ya da onu cok kalabalık bir ortama goturmemelisindir, sıkılır, daha cok bas basa keyfini surmek gerekir. evlendigim gun cok stresliydim. yuzum hic gulmuyordu. cok korkuyordum kararını degistirecek diye. evlilik seromonimiz oldu, bana evlilik cuzdanını nikah memuru teslim etti, bir havada sallamısım sevincle, cunku yasasın, o iste bir omur benimdi. evlendik. dunyanın en anlayıslı, en beyfendi, en fedakar kosasıydı. misal yorgun gunumdeyim, yemek yapmamısım, girer mutfaga kendi yemek yapar. misal temizlik yapıyorumdur, alır eline vileda bir tarafı da o yapmaya calısır. evlillik nedir biliyorsanız bu tarz detayların hayatınızı cikolatalar ve ciceklerden daha mutlu ettigini bilirsiniz. her kaprisimi ceker, her huysuzlugumu alttan alır. dunya şekeriydi. gozumun icine bakıyordu. ama ben mutlu degildim. durmadan evde oturuyor olmamız, hic sosyallesmemiz cok kızdırıyordu beni. benle muhabbet cok ender ediyor olusu, genelde bilgisayarının basında olusuna iflit oluyordum. sanki benim daha muhabbet etmeyi seven, daha sosyal, daha canlı biriyle olmam lazımdı. durmadan sikayet ediyordum, gereksiz kavgalar cıkartıyordum. isteyerek yaptıgım seyler degildi, onun eksiklerine sinir oldugum icin gayri ihtiyari yaptıgım seylerdi geriye donup bakınca. en sonunda benim afram tafram ve mutsuzlugum adamın canına tak etti ve gitti. simdi mi? tum kendime dair hatırladıgım hatıralarım onunla. nikah icin basvuruları yapacagımız gun arabamızın cekilmesini bile "cocuklarımıza anlatacak eglenceli bir hikayemiz olacak" diye neşelendiren bir adamdı o. ben bıcır bıcır bir seyler anlatırken bazen beni durdurup dudaklarıma kapanıp "sana asıgım, neşem" diyen bir adamdı. ben hastalandıgımda elleriyle bana her gece ilac iciren bir adamdı. her gece benle uyurken sarılan ve sıklıkla uykusunda elimi tutan bir adamdı. uzluyorum kıymetini bilemedim diye. ve ben aslında onu cok sevmistim. yoksa on sene aynı adamla hicbir kuvvet tutamazdı beni. cocuksulugunu sevmistim, ictenligini sevmistim, kibarlıgını sevmistim, esine zor rastlanır iyi kalbini sevmistim, zehir gibi calısan zekasını sevmistim, romantikligini sevmistim, tutarlılıgını sevmistim. ben dalgalı bir denizdim sanki, ucarı, dengesiz, degisken, o sadece ona vardıgımda huzur buldugum saglam limanımdı. onumuzdeki maclara bakacagız artık elbet. ölmusle bitmise care yok. varsın sosyal olmasın, varsın her zaman sohbet etmesin, her gun bana aşkla bakan gozlerini gordukten sonra cok mu onemliydi? her gun telefon acıp "askım seni cok seviyorum" deyip kikirdeyen bir adamdı. ama o gitti, ben degil. ben asla gitmezdim, onu asla yarı yolda bırakmazdım, en siddetli kavgada bile bana masum masum bakıp "gitme" deyisinde ona kıyamazdım. ben ona gitme dedim, o duygu somurusu yapma deyip gitti. demek ki kaderimiz beraber degilmis. icim rahat bu acıdan beni istemeyeni ben hic istemem. ama şey diyecektim, buyuk sevgiler hep hatırlanır di mi? | ||
|
|
||