24 Haziran 2015, Çarşamba
saat: 01:10


Sağ ol ne zalım kelimedir bazen.

Bugün belki de hayatımdaki en önemli toplantıya girecektim, çünkü otelin işini alırsak adamların abu dabideki işleri de bize verilecek sanırım. İstediğim tek şey sesini duymaktı. Antalya Konya arasında bir yerde kahvaltı ediyorduk. Son bir haftadır sabah 9 sabah 6 çalışıyoruz falan, telefona bakıyorum koyu renkli gözlüklerimin ardından. Telefon çaldı biliyor musun?
Sabah 5te ofisimizden eve dönüyorum bazen ya da işte gün doğumuna daha yakın bir saat, yatakta nasıl uyuduğunu düşlüyorum, eve yaklaştıkça düşlerim ölüyor... basket oynuyorum fırsat buldukça, kenarda boş bir bank var, anladın işte. Cin tonik içmiyorum, mozaik pastaya bulaşmadan yaşamayı da öğrendim. Birkaç türkü var, arada aklıma gelseler de açıp dinlemiyorum, cesetlerim hüzünleniyor çünkü, hayallerime basmadan yürümeye çalışıyorum deniz kokulu balkonumun karoları arasında.
Sanki 30 yıldır başka hiçbir şey düşlememişim gibi ruhsuzum. Hiç ağlamıyorum, haftada yaklaşık 1000km yol yapıp, adının anıldığı şehirlere hiç uğramamaya çalışıyorum. Sevdiğin yazarları okumuyorum, en çok, yazdıklarımı okuyan sesini ve küçük ellerinin dik başlı serçe parmaklarını merak ediyorum. Bütün Didemlerini çok özlüyorum, konuşmaya üşenip müzik dinliyorum. Çıralıya ne zaman uzansam, tüm kalbimle kumsala adını yazıp terliklerimi m harfinin yanına çıkarıyorum. Denize bırakıyorum kendimi, aklımda hep adalar, yosun yiyen balıklar düşünüyorum. Bütün Didemlerini çok özlüyorum, tam şu an Jehan Barbur - Gidersen çalıyor, ben durmaktan başka bir şey yapamıyorum. Yerini bir kenara ayırdım, klib güzelmiş bu arada, bütün ruhum yokluğuna çerçeve, doğmamış bir zombiye, yüzüm esatta kar kaplı bir parka dönük, deniz kenarında bir hayat inşaa ediyorum...

istanbul
hosting