|
08 Temmuz 2015, Çarşamba
saat: 04:35
Birileri ölmüş, ağladı. Sarıldım, o ağlarken düşündüm. Sahi en son ne zaman birileri, yani çok yakınım olmayan herhangi biri öldüğünde ağladım ben? Anımsamıyorum. Bugün düşününce ölüm benim için bir ürün haline gelmiş iyice. Konsept yazmıştım sildim. Konsept anlatmak istediğim şeyi karşılamıyor. Migros şaraplarda %50 indirim yapmış haberi bir ölümden daha çok duygu uyandırıyor bende. Yine bunun beni nasıl biri yaptığını düşündüm. Mesela bir şekilde hayatıma değmiş bir insanın ölümüne üzülmemek ya da biri burnunu boynuma yaslamış ağlarken ölüm dediğin nedir gülüm diye düşünmek beni nasıl biri yapar? Yaşamı ve ölümü, hani yılbaşına doğru ortaya çıkan parfüm kofreleri vardır ya, onlara benzetiyorum. Kofrenin içinde parfüm vardır, yanında deodorantı olur, kremi olur, sonra mesela bi de küçücük duş jeli olur. O seti duş jeli için almazsın ama işte ordadır kullansam mı kullanmasam mı diye düşünür belki vakti gelir diye saklarsın. Parfüm biter, o duş jeli kalır. Kozmetik sektörünün adam sikmesine böyle anlamlar yükleyen insanım ben. Kötü biri olamam. Bunları düşünürken birden binlerce yıl önceye, 3 yaşımın Tekirdağ'daki yazına gittim. Belki ilk defa evimden başka bir evimin olması halini yaşadığım için bu kadar net hatırlıyorumdur o yazı. Ya da işte belki de akıllı çocuktum ondan. Minicik bir şeyim pembe üçgen bikinilerim var, annem kolluksuz denize girme diye tembihlemiş. Tamam. Yüzüyorum. Annem geri dön diye bağırıyor. Yüzüyorum. 3 yaşında, kolluklu bir çocuk ne kadar uzağa yüzebilirse o kadar uzağa yüzmüşken babam yetişiyor. Babamla yüzmek çok güzel, sırtına alıyor hiç yorulmuyorum. Nereye diye soruyor karşıya diyorum ufuk çizgisini göstererek. Tamam diyor. Yüzüyoruz. Babamla yüzmek çok güzel. Deniz canavarları artık beni yiyemez. Babam boğazda öğrenmiş yüzmeyi, gençliğinde beykozdan yeniköye yüzermiş. Dönüp arkama bakıyorum. Annemin silüeti iskelenin ucundan bize bakıyor. Üşüdüm ben diyorum babama, dönelim. Dönerken saçlarımı babamın saçlarının üstüne koyup denizkızı oldun diye gülüyorum. Henüz küçük deniz kızı çekilmemiş, kral triton'u tanımıyorum. Kıyıya iyice yaklaşmışız, babam beni sırtından atıp ben denizkızı değilim, denizkızının babasıyım diyor. Denizden koşarak çıkıp anneme bi dahaki sefere üçümüz girelim yüzerek karşıya geçicez diyorum. Donmuşsun dudakların mosmor olmuş diyip beni havluya sarıyor. O akşam yemekte babam bana ufuk çizgisine neden varamayacağımı anlatıyor. Bir başkasının ölümüne üzülememenin bende yarattığı fırtınayla gelen bu anının tam ortasında farkettim ki ben babam öldüğünden beri yüzmeyi sevmiyorum. Ve galiba bazı ölümler öyle büyük ve görkemli oluyor ki diğer ölümlere üzülecek yer kalmıyor. | ||
|
|
||