|
10 Ağustos 2015, Pazartesi
saat: 22:40
"black dog" diye bir benzetme var ya hani depresyon için, hani hikayenin sonunda yok olmuyor ama beraber yaşamayı öğreniyor insan.. aslına bakarsan, garip bir arkadaş kendisi. seneler geçip de kaybedince onu, beraber bile yaşamayınca artık, insan bir garip oluyor. senelerini verdiğin, seni içten içe öldürürken senin de ondan beslendiğin o dostunu, bir zaman gelip de hayatından çıkardığında bazı anlar özlediğini fark etmek, ne yaman çelişki.. yazılarının kaynağı yaşadığın üzüntüler olunca, mutlu şeyler yazmayı bilmeyince, kaybettiğin sadece o eski kötü dost olmuyor; kağıdın, kalemin, sözcüklerin de terk ediyor seni. hayatta her şeyin bir bedeli var tabii. arada bir acıklı şarkılar dinlediğinde hatırlıyorsun hani, daha çok anımsıyorsun aslında, acı neydi, içimdeki bu yanma nasıl kavururdu beni diye. özlüyorsun ya içten içe. saçma. mutlu olmayı öğrenmeli insan daha çok gençken, sonra yaşlanıp da mutlu olunca, mutsuzluksuzluk yoruyor insanı. söz verdim kendime. seneler sonra bir gece bütün ağır şarkıları hediye edicem kendime derin bir alkol şişesiyle. senelerdir biriktirdiğim ne kadar mutsuzluksuzluk varsa akıtacağım. özlemimi gidereceğim eski dostumla. sonra yüzümden hiç silinmeyen gülümsememle mutlu bir rüyaya dalacağım yine. evet yapacağım bunu. bu vefayı ikimiz de hakettik bence. | ||
|
|
||