|
13 Ağustos 2015, Perşembe
saat: 15:26
kulağımda kulaklığımdan süzülen bir şarkı vardı o gün "eksik bir şey mi var, hayatımda? gözlerim neden sık sık dalıyor?" Bostancı metro durağında, Kadıköy yönüne gidecek metronun gelmesine daha 2 dakika vardı. ben şu sarı çizgiyi uyarıları uyup geçmemek için direnirken bir yandanda bir an önce binip yer bulabilmek için gergin gergin bekliyordum. biliyordum, yaşlı bir teyze ben oturduğumda gözümün içine içine bakmaya çalışırken ben bakışlarımı nereye odaklayacağımı şaşıracak sonrada beni zorunlu kıldığı merhamete boyun eğecektim. ama öyle yorgundum ki, sadece bir kaç saniye bile bacaklarımda olan yükü atmak benim için kafiydi... metronun sesi duyulfu herkes kapıların duracağı yere hizalarınırken yanımda bir çift vardı. dikktat etmedim, zaten her zaman çevreye karşı aşırı duyarsız hallerim yüzünden kim bilir kaç kişinin öyle canını yakmıştım. sırf bu yüzden hiç bi zaman kaçamak bakışmalar yaşayamadım ben. şimdi de zamanı değil hiç zaten... metro durdu, insanlar alelacele gidecekleri yere rahat gidebilmek için kapılara hücum etmeye başladı. bildiğimde arkamda bir ses olunca istemsizce arkamı döndüm. demin yanımda duran çift... kadın olan kapaklanıp düşmüştü. adamda beceriksizce onu kaldırmaya çalışıyordu. gözlerinin görmediğini o an farkedip, kendime kızdım. hemen karşımdaki koltuklarıdan birine oturdular. bende ayakta yolculuk eden insanların arasından onları izlemeye çalışıyordum. izlediğimi farketmeyeceklerini bilmemden kaynaklı bir rahatlıkla dikkatlice incelerken, görseydi muhtemelen aşırı rahatsız edici bakışlarıma katlanamazlardı diye içimden geçirdim. oturdular. kadının yüzü buruşmuş gözlerinde boncuk boncuk yaşlarla acıyan canının üstesinden gelmeye çalışıyordu. adam el yordamıyla kadının dizlerini buldu... "çok acıyor mu?" diye sordu sesindeki tedirginliği gizlemeye çalışırken... kadın; sırf sevdiği adamı üzmemek için, dizlerini okşayan adamın ellerini sevdi. "iyiyim" dedi sesi bir an olsun titremeden... adamın omzuna koydu yavaşça başını, adam derin bir nefes çekip saçlarından öptü sevdiği kadını... dizlerini okşamaya devam etti... belli ki birbirlerine can yoldaşı olmuşlardı... birbirlerine göz kulak olabilmek için mi sevmişlerdi birbirlerini yoksa birbirlerini sevdikten sonra mı göz kulak olmaya başladılar bilemedim... sonra kadın başını kaldırıp, adama baktı. elini usulca yüzünde gezdirdi, baktığında görmediğini adamı işte o zaman gördü... işin garip tarafı öyle büyük bir aşkla bakıyordu ki görmeyen gözleri, kıskandım... adam sanki o bakışları görmüş gibi yüzünde bir tebessüm belirdi... belki kadın o gülüşüne aşık olmuştu adamın... belki görseydi bu kadar değerini bilemeyecekti o gülüşün... ben onlara sormadan dahil olduğum hayatlarından kısa bir süre sonra kendi hayatıma döndüğümde, kulaklığımda hala aynı nağmeler içime işliyordu... herşeyimin tam olup, yaşadıklarımın eksik olmasına üzüldüm en çok o an. sevişmediğinde, cinsellik caziptir insanoğluna, görmediğinde renkler duymadığında notalar konuşamadığında sözcükler... peki bizim için değerli olan neydi bu hayatta? bizim için bilinmedik hiç bir şey kalmadığı için mi bu kadar fütursuzca, can yakmaya korkmadan, bencilce yaşıyorduk ilişkimizi? hiç bir şeyimiz eksik değilken sırf şımarık olduğumuz için, biz mi eksiliyoruz birbirimizden? işte o an koşarak gitmek istediğim son durak S.'in yanıydı... "terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi" | ||
|
|
||