17 Ağustos 2015, Pazartesi
saat: 13:31


Uzun bekleyiş sona erdi ve düştük Makedonya yollarına :) ilk durağımız atalarımın toprakları olan Üsküp. eski binaları, meydanlarda yükselen kocaman heykelleri, savaştan kalma dokusunu kaybetmeyen soğuk görüntüsüne rağmen sıcacık gülücükler saçan, yüksek sesle konuşan sevimli insanların memleketi. Türk pazarı dedikleri bölge baya tarihi dükkanlarla dolu. eskiciler yorgancılar kumaşçılar incik boncukçularla dolu eski dükkanlar. kimse doğru dürüst ingilizce bilmediği için beden diliyle anlaştık bir çok insanla çok eğlenceli oldu :) kiril alfabesini söktüm dönüşte resmen. Şehrin en güzel manzarasına sahip olduğu söylenen kale yi görüdük alışılanın aksine kimse bize bilet kesmedi girişte bizi şımarık bi köpecik karşıladı onunla oynadıktan sonra giriş iznimize sahiptik zaten :)

Beklediğimden daha çok Türk yaşıyor şehirde. Yürürken yanımıza gelip Türk müsünüz diye soran çok oldu ve kendi akrabalarını görmüş gibi bırakmak istemediler bizi. Gündüz gezip bitirdik bile şehri. Geceleri çok güzel butik bir sürü müzikli neşeli restoranlarla dolu. Yemekleri içkileri muhteşemdi.

Sabah Ohrid yollarına düştük. Yol alıştığımız bildiğimiz uzun yol otobüsleri gibi olmadığından baya bi sıcaklayarak bunalarak geçti ama yinede yollar doğa, manzara muhteşemdi bu yüzden şikayet etmeye pek fırsatımız olmadı. şehre varıp kalacağımız yere gittik. Odamızın balkonuna çıktığımda gerçekten ne kadar güzel bir yerde olduğumuzun bir kez daha farkına vardım. Göl tamamıyla ayaklarımızın altındaydı muhteşem tarihi şehir... Göle girip balıklar tarafından gıdıklana gıdıklana yüzmek kafayı sudan çıkarınca kuğu yada karanatakla karşı katşıya kalmak çok değişik bir deneyim oldu. Tatlı suda yüzmek sonrasında çıkıp hiç duş alma ihtiyacı hissetmemekte ayrı bi ilginçlik konusu :D İlk günler eski kentin bol yokuşlu daracık taş sokaklarında kaybolduk :) sonra ki günler sarhoşken bile yolumuzu bulduk:) Her yerde bizim safran bolu evlerini andıran bir mimari hakim.
Bir zamanlar buraların Osmanlı toprağı olduğunu bilmek hatta atalarımın bu topraklardan geldiği gerçeği ne garip. "Tanrı cenneti yaratırken bir parçada Ohrid'e düşürmüş" diyorlar :) Makedon devletinin kurucusu Çar Samoil gölü o kadar sevmiş ki küçücük şehire 365 tane kilise yaptırmış. içlerinde çok minnak şipşirin ancak kullanıma kapalı olanlarda var kocaman olanlarda. Görülebilir olanların içlerini gezdik tabii ki :) erken dönem Rönesans eserlerinin bulunduğu ve öğrencilik yıllarımda denk gelim röprodüksiyon larını çalıştığım eserlerin gerçeklerini görmek beni benden aldı :) Şehrin Unesco Dünya miraslarına girmesi çok normal.

Ve bu kadar güzel bir şehirde aşık olduğum adamla evliliğimizin birinci yıl dönümünü kutladık. Koskoca bir yıl! Hala inanamıyorum. Evlilik ömrümde yaşadığım en dehşet deneyim oldu benim için. Hayatım boyunca korktuğum aynı adamla bir ömür?? nasıl olacak ki!? düşüncelerimi sorunsuz kökünden çözecek, beni benden iyi anlayacak, sevecek kucaklayacak yanımdayken bile özletecek bir adamla evliyim. Ne kadar şanslıyım desem de az kalır sözcükler. Tek duam ömrümün sonuna kadar en az bugünkü gibi hissetmek, sevmek aşk dolu olmak.

Muhteşem hatta muhteşem ötesi bir tatildi benim için. sevgilimle bol bol gezip dinlenip içip sarhoş olup gülüp eğlendik. Dönüş tatlı bir yorgunlukla dolu olsa da bir sürü anılar biriktirdik ve birbirimize söz verdik. Zamanını bilme sekte bu şehre yine gelecektik :)




istanbul
hosting